Doğru Olan " Konuşmak" Değil "düşünerek Konuşmak"tir [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Doğru Olan " Konuşmak" Değil "düşünerek Konuşmak"tir


Minik
07-24-2007, 12:54
DOĞRU OLAN " KONUŞMAK" DEĞİL "DÜŞÜNEREK KONUŞMAK"TIR


Bugün Türkiye’de, en önemli konular, üzerinde konuşurken, hatta yazarken bile, konunun esasını ifade edici kelimelerin ve kavramların ne kadar dikkatsizlikle kullanıldığının farkında mıyız?

İlmi ve fikri ağırlığı olması gereken meselelerin gelişi güzel konuşma tarzı ile ya da çalakalem yazılarla ifade edilmesi mümkün değildir. Ne var ki, bu gün görülen manzara maalesef budur.

Öğrencilerine, bugüne kadar bir ders kitabı bile yazmamış oldukları halde, her gün gazetelerde köşe yazısı yazan profesörler galiba yalnız bizdedir. Bırakınız ilim adamlarını, dünyanın hiç bir köşesinde her gün, ciddi meseleler üzerine yazı yazan gazeteci yazar ve fikir adamına rastlayamazsınız. Bir hayli zamandan beri bütün dünyada gazete yazarlığı hatta haberciliği bile uzmanlık dallarına ayrılmıştır. Yazarlık, muhakkak önemli bir kariyer sayıldığı gibi, habercilik de, ekonomi haberciliği, ilim haberciliği, siyaset haberciliği v.b. gibi uzmanlık isteyen meslekler haline gelmiştir. En önemlileri dahil, her konuda, hem de her gün çalakalem yazanlar, evet, sadece bizdedir.

Bakıyorsunuz bir gün din konusu üzerinde yazan bir yazar, ertesi gün siyaset üzerine, bir başka gün ekonomi, daha başka bir gün sanat meseleleri hakkında yazıyor. Dün, mesela İran’a dair yazmış ise, bu gün, İngiltere’ye dair yazmıştır.

Olmaz böyle şey. Ama ne çare ki, böyle şeyler bizde olmaktadır.

GÖREV’E DAVET

Bu hususta öteden beri kasıtlı olarak hareket etmiş olanlar hakkında burada söylenecek sözümüz yoktur. Sebepsiz korkulara kapılarak fikir üretmekten kaçınanlar varsa onları kınamak isteriz. Yorgunluk, bıkkınlık, ümitsizlik, bunalım şokundan çıkmış olmanın rahatlığı içinde tembellik ise, asla affedilir şeyler değildir.

Zira, gördüğümüz kadarıyla, Türkiye’deki bütün yönetimler geçici şartlar içinde bile, aklın ve vicdanın da bir gereği olarak, aktüel hassas meseleler dışında kalan konularda sükutu tavsiye etmiş değildir. Aksine Türkiye’mizin yakın yarınlarını ilgilendiren konular üzerinde fikirler ileri sürülmesine, yolları açık tutmuştur.

Nitekim bu açık yollarda hemen her gün çala kalemciler ve gelişigüzelciler seslerini yükseltmektedirler. Ama gerçek fikir ve ilim adamları susmaktadırlar.

Ama, tarihte öyle zamanlar ve o zamanlarda öyle meseleler vardır ki, hürriyetine de sahip olunduğu halde, bu meseleler hakkında susmak, toplum vicdanı adına suç sayılır.

Bugün, belki her zamankinden fazla olarak, kelimeleri kavramları, cümleleri dilde ve mantıkda yerli yerine oturtulmuş sağlam düşüncelerle, düşünülerek yazılmış yazılarla, önemli bazı konular üzerinde fikir tartışmalarına ihtiyacımız vardır.

GÖRÜNTÜLER VE GERÇEKLER

Maksadımız, geçmiş hadiseleri kurcalamak, eski tartışmaları tazelemek değildir. Bunları şunun için yazıyoruz; Aktüalitenin getirdiği şeylerin alelacele tartışılması, çalakalem hükümlere varılması toplum hayatımızda, sağlıklı fikirlerin oluşmasına yarar sağlamıyor.

Tartışacaksak, esaslı tartışalım. Şekilleri, görüntüleri, kısaca, yaşanan aktüaliteyi değil, olayların temelindeki esasları tartışalım.

Burada bir hata yapılabilir. Olayları, olaylar zincirinde geri! doğru tartışmak da yanıltıcı olur. Çünkü bu da henüz tarih gerçek hükümlerine bağlanmamış eski olaylar üzerinde duygusal tepkiler doğurabilir. Böylece yakın geçmişin olayları da aktüalitenin olayları gibi gelişigüzel düşünmenin, çalakalem ifadeler acele ve yanlış değerlendirmelerin sonucu, birer hüküm değil yorum halinde kalır.

BAKIŞ AÇILARI

Bir de şu önemli hususu hatırlamamız iyi olur. Olaylara, hareket eden noktalardan bakmakla, durgun noktalardan bakma arasında çok büyük farklar var dır. Bir tabiat parçasını bile uçak penceresinden başka, otobüsten başka, yerden başka türlü görürüz. Tabiat, bize uzaktan başka, yakından başka, orman içinden veya dışından, dağ tepesinden ya da ovadan bakışımıza göre farklı manzaralar verir. Coğrafya, o tabiat parçası hakkında başka açıdan bilgi verirken, tarih başka mânâlar sunar. Jeoloji veya fizik önümüze başka gerçekler koyar. Tabiatı sanatla daha duygulu olarak severiz fakat onu anlamak için fikir ve ilim şarttır.

Tarih yapan olaylar, millet çapındaki hadiseler de öyledir; görüntüler üzerinde, hele bozulmuş bir dil ve zedelenmiş bir mantıkla hükümler vermeğe kalkmak bizi gerçeklere götürmez. İlmi metotlarla, fikri disiplinlerle yaklaşılmayan konuların, anlaşılması imkansızdır.

Yıllarca, Türk toplum unda boyuna görüntüler, rastlantılar, temenni ya da sürpriz olarak karşılaşılan olaylar tartışılmıştır. Tabii, sonradan -veya daha önceki olaylara bakıp, önceden- bunlara bir takım sebepler yakıştırılmıştır. Çünkü çoğu zaman sebep diye ileri sürülen şeyler, siyasi veya ideolojik yorumlardır. Şartlanmaların, zıtlaşmaların klişe değerlendirmeleridir.

Profili, fanatik sol tarafından çizilen bir sağ ve böylesine bir sağı benimseyebilen fanatiklerin karşı değerlendirmesiyle şekillenen ve bu şekli benimseyenlerin temsil eniği bir sol, neyi tartışabilirlerdi? Bunların da etkilediği, siyasi ortamda hangi gerçeklere ve hükümlere isabetle ulaşılabilirdi?

Sonuçlar ortadadır.

Gölgeler, görüntüler üzerine açılan tartışmalar, çalakalem fikirler, gelişigüzel düşünmeler toplumumuza aydınlık getirmemiştir. Getiremezdi. Aklın diliyle konuşmak ve yazmak, görüntülerin de­ğil temeldeki sebeplerin üzerine eğilmek gerekmektedir.

Aklın Dilini kullanarak, görün­tülerin değil, esaslı ve temel nedenlerin üstünde düşünmek sözü ile neyi kastettiğimizi konumuz açısından kısaca anlatalım.

Bu yazıların konusu, doğru’dan anayasalar değildir. Anayasaların, devlet ve millet hayatında asla inkar edilemeyecek olan bir numaralı önemi, nasıl hazırlanmaları gerektiği, şeklen ne gibi nitelikleri taşıması icabettiği hususları başka konulardır.

Biz, en önemli şey olan Anayasadan, bize göre, daha önemli olan bazı şeyler üzerinde durmak istiyoruz. Gerçi, bu bazı şeyler, gene Anayasalar için, Anayasalar doğrultusunda düşünülmesi gereken hususlardır. Fakat, Anayasayı gerçekten Anayasa haline getiren hususlardır. Bunlar, Anayasa içindir, Fakat Anayasadan daha önemlidir.

Anayasaların, her çağda ve her dönemde farklı yorumlara göre değerlendirilen temel nedenlerinden bahsetmiyoruz. Bunlar, her toplumun yapısına ve devlet anlayışına göre değişik nedenlerdir.

Böyle olduğu için de siyasi, ideolojik akımlara, propagandalara, zorlamalara ve kurgulara göre değerlendirilmiş olan zorlamalar çoğu zaman başarısız Anayasalar meydana getirilmesine sebep olmuşlardır. Bir tür ‘Yapay Anayasalar” oluşturmuşlardır. Yapay Anayasa sözü ile ne anlatmak istediğimizi, buna karşı ‘Tabii Anayasanın ne olabileceği, yazımız ilerledikçe ortaya çıkacaktır.



NİYETLER VE GERÇEKLER

Bizim, değinmek istediğimiz konu, belli siyasi ve ideolojik akımlara göre değerlendirilen ve ‘temel’ denilen nedenlerin, birer “Varsayım” olarak belli maksatlara göre şekillendirilmiş, gerçek Anayasa niteliği taşımayan, Anayasalar oluşturmuş bulunduğu gerçeğidir.

Siyaset ve ideoloji propagandistleri yalnız Anayasalar hakkında değil, bütün yasalar ve bütün sonuçlar ve hedefler hakkında konuşulduğu zaman derhal ve kolayca bunların “Ekonomik, Sosyal Nedenleri konusunu ortaya atar ve kurgulara, demagojilere girişirler. Ve bir kısır tartışma Anayasanın öncesinde, uygulama sırasında ve sonrasında da kızışarak sürüp gider.

Türk entelektüeli ve siyaset adamları ve bunlara kapılarak, siyasi partiler, gruplar ve kitleler, en az yüz yıl hep bu kısır tartışmalar içinde yorulmuş ve bunalmış bulunuyor.

Zira, gerek hazırlama gerekse uygulama safhalarında, boyuna tartışılan hep anayasaların kendisi ve her sözcünün kendi açısından mânâlandırdığı temel nedenler olmuştur. Sonuçta ortaya çıkan ve hazırlık dönemindeki tartışmaları sürdürmekten başka işe yaramayan, durdurması gereken mücadeleleri durduramayan, tartışmalı, hatta “kavgalı” bir Anayasa olmaktadır.

Oysa, Anayasanın, başlıca gayelerinden biri barışı sağlamaktır. Bunu yapamayan, aksine, yeni ve daha hızlı kavgalara yol açan Anayasa olur mu? Yıllar yılı, hemen hergün ‘karşıdakiler” tarafından çiğnendiği iddia ve ifade edilen, her gün tartışılan bir Anayasa çok önemli bazı şeylerden yoksun kalmış olmalıdır.

Konumuz da zaten işte bu bazı şeylerdir. Bunlar öyle şeylerdir ki, anayasa için oldukları halde, anayasanın kendisi değildir. ‘Temel nedenler” diye sıralanan ve mânândırılan şeyler de değildir. Gerçekten, Anayasadan ve farklı bakış açılarına göre değişik anlamlar kazandırılmak istenilen “Neden”lerinden daha önemli olan şeylerdir.

Kartal Busbey
06-01-2008, 06:52
Tesekkurler..;)