Bir rahibin hidayet hikâyesi (Vaiz Rahipler neden islama giriyor)!!! [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bir rahibin hidayet hikâyesi (Vaiz Rahipler neden islama giriyor)!!!


Minik
07-24-2007, 12:00
Bir rahibin hidayet hikâyesi
19.12.2005

Müslüman aleyhtarı, bağnaz Hıristiyan bir vaiz iken, daha sonra Müslüman
olan ve İslâma hizmet için koşturan Yusuf Estes'in ve bütün ailesinin
ibretli hidayet hikâyeleri ve şaşırtıcı anılarını sizin için Türkçe'ye
tercüme ettik.

*RAHİP VE VAİZLER NEDEN İSLÂM'A GİRİYOR?*

Bir çok insan şunu merak ediyor: Nasıl oluyor da, özellikle hergün İslâm ve
Müslümanlık hakkında duyduğumuz negatif şeylere rağmen, bir rahip veya vaiz
İslâmiyete dahil olabiliyor?

Bazı insanlar, bu konuda gerçekten çok meraklı, bir kısmı da benim İslâmı
seçmemi bir istisna olarak görüyorlar. Bazıları nasıl İsa'ya sırt
çevirebildiğimi sorguluyor, ya da Kutsal Ruh'u gerçekten anlayıp
anlamadığımdan şüphe ediyorlar, bir kısmı da kendimi "yeniden doğmuş" gibi
mi, yoksa "tamamen kurtulmuş" olarak mı gördüğümü soruyor. Bunlar, bence,
çok güzel sorular ve bu yazımda hepsine cevap vermeye çalışacağım. Herkese
yoğun ilgileri ve hikâyem konusundaki merakları için teşekkür etmek
istiyorum.

Bir gün, yine çok kibar bir Hıristiyan beyefendi, bana e-posta ile
Hıristiyanlıktan İslâmiyete neden ve nasıl geçtiğimi sordu. İşte kendisine
cevaben gönderdiğim mektubun tamamı:

*SKİP ESTES'TEN YUSUF ESTES'E*

Benim şu anda adım, Yusuf Estes, fakat geçmişte yıllarca arkadaşlarım bana
Skip diye hitap ettiler. 1950'den bugüne dek, dinî müzik sektöründe
çalıştım. Bir yandan da Hristiyanlıkla ilgili vaazlar verdim. Dinî cd ve
video yayınlarının izin ve ruhsat hakları resmî sorumluluğunu yürüttüm.
Sonra babam ve ben müzik şirketi kurduk, TV ve radyo programları ile eğlence
programları hazırladık. TV'de çocuklar için öğretici programlar yaptım.

Bir ara ise, Birleşmiş Milletler Dinî Liderler Barış Konferansı'nda
delegelik yaptım. Şimdi ise, Washington D.C. Birleşik Devletler Cezaevi
Bürosu Müslüman Vaizliğinden emekliyim. Birçok Amerikalı Müslüman ile
irtibatım var, Müslüman öğrenci ve gençlik teşekkülleri ile beraber
organizasyonlar düzenliyoruz. Ayrıca dünyanın neredeyse tamamını Kur'ân'daki
İsa'nın mesajını yaymak için dolaşıyorum. Gittiğimiz yerlerde bir çok inanç
ve fikir grubundan din adamı, vaiz, temsilci ile diyaloglara giriyor, fikir
alış verişinde bulunuyoruz. Bizim çalışma alanlarımız daha çok askeriye,
üniversiteler ve cezaevleridir. Öncelikli amacımız ise, gerçek İslâm ve
gerçek Müslümanların mesajını dünyaya ulaştırmaktır. İslâmiyet, öyle hızlı
yayılıyor ki, İslâm bugün Hıristiyanlıktan dünyanın en büyük ikinci dinî
konumunda. Ancak İslâmın "Barış, Allah'a teslimiyet ve itaat" anlamına gelen
gerçek mesajı, ne tam olarak anlaşılmakta, ne de gereği gibi sunulmaktadır.

*NASIL MÜSLÜMAN OLDUM?*

Bu oldukça tuhaf gelebilir belki, Allah, İsa, peygamberlik, günah ve
kurtuluş konularında sizinle biraz farklı bir perspektife sahip olabilirim.
Fakat göreceksiniz ki, ben de aslında bir sürü insanla aynı gemide
bulunuyordum. Açıklamama izin veriniz.

*SIKI BİR HIRİSTİYAN OLARAK DOĞDUM*

Midwest'te, çok sıkı bir Hıristiyan ailesinde dünyaya geldim. Ailem ve
onların ataları, burdaki kilise ve okulları yapan kişilerdi ve buraya ilk
gelenler arasındaydılar. Ben daha ilkokulda iken, 1949 yılında (epey
yaşlıyım) Houston Texas'a taşındık. Kiliseye hizmet ediyorduk ve ben 12
yaşımda Texas Pasadena'da vaftiz oldum. Daha bir delikanlı iken, dinim ile
ilgili daha fazla bilgi edinmek için diğer kiliseleri ziyaret etmek istedim.
Baptistler, Metodistler, Episkopalyanlar, Nazarinler, Christ Kilisesi, Allah
Kilisesi, Katolikler, Presbiteryanlar ve daha bir çoğunu gezdim. Kendimi
İncil konusunda çok geliştirdim. Dinler hakkında araştırmalarım, sadece
Hıristiyanlıkla sınırlı kalmadı. Hinduizm, Judaizm, Budizm, metafizik, yerel
Amerikan dinleri de araştırmalarım dahilindeydi. Ciddî bir şekilde
araştırmadığım tek din ise, İslâm'dı herhalde. Neden mi? Güzel bir soru.

*MÜZİK ŞİRKETİ*

Her neyse, bu araştırmalarım sırasında, farklı tarzda müziklere ilgim epey
arttı. Özellikle, Gospel ve Klasik Kilise müziği. Benim bütün ailem dindardı
ve ben de çalışmalarımı bu iki şey üzerine yoğunlaştırdım; dinler ve müzik.
Bütün bunlar, beni, bir çok kilisenin müzik sorumlusu haline getirdi.
1960'larda klavye dersleri vermeye başladım. 1963'te de Maryland'de kendime
ait ilk stüdyomu kurdum. Adı Estes Müzik Stüdyoları'ydı.

*TEXAS, OKLAHAMA VE FLORİDA'DA İŞ PROJELERİ*

Bundan sonraki 30 yıl süresince, babam ve ben bir çok projede beraber
çalıştık. Eğlence programları, şovlar ve faaliyetler düzenliyorduk. Texas,
Oklahoma ve Florida'da piyano ve org dükkânları açtık. Bu yıllar süresince
milyonlarca dolar kazandık, fakat, ancak ve ancak gerçekleri bilerek ve
kurtuluşun gerçek yolunu bularak elde edilebilen iç huzuru bulamamıştım bir
türlü. Eminim, siz de kendinîze şu soruları sormuşsunuzdur: "Allah beni
neden yarattı?" ya da "Allah benden ne yapmamı istiyor?" ya da "Gerçekten
Allah kimdir?" ya da "Doğuştan günahlı olmak kavramına neden inanırız?" ya
da "Neden Adem'in oğulları olarak bizler onun günahlarını kabul ediyor ve
sonsuza dek o sebeple cennetten kovulmuş oluyoruz?"... Fakat bu sorulardan
herhangi birini yönelttiğiniz zaman, insanlar, muhtemelen, "Bunlara
sorgulamadan inanmak lâzım", ya da "Bunlar bilinemez ve sormamalısın, sadece
inan kardeşim" diyeceklerdir.

*TESLİS İNANCI*

Çok tuhaftır, "teslis" kelimesi İncil'de yer almaz. Ve İsa'dan, yaklaşık 200
yıl sonra, din adamları tarafından üretilmiştir. Ben, Hıristiyan din
âlimlerine soruyorum, bir tek olan Allah, nasıl üç kişiliğe bürünmüş olarak
kabul edilir, ya da neden "her istediğini yapmaya güç yetiren" Allah,
insanların günahlarını affetmek için insan kılığına girip, dünyaya inip,
günahlar için kendini feda etmeye ihtiyaç duysun. Allah'ın tüm kâinatı
kuşattığını, her an, her yerde hazır olduğunu bile bile, dünyaya insan
kılığında inmeye ihtiyaç duyduğuna nasıl inanabiliriz? Bütün bunlar,
zanlardan, ya da tuhaf düşüncelerden öte birşeye benzemiyor.

*BABAM*

Babam, kiliseleri desteklemek ve yardım etmekte çok aktifti. Özellikle
kilise okulu programlarını... 1970'lerde, o ve üvey annem, kilisede gönüllü
hizmetkârlık yaptılar. Kiliseye gönülden bağlıydı. Hatta Pat Robertson gibi,
en azılı İslâm karşıtlarını da gönülden desteklerdi.

*MISIRLI ADAM*

1991'lerin başlarıydı. Babam, Mısırlı biriyle iş yapmaya başlamış ve benim
de onunla tanışmamı istemişti. Bu fikir bana, hayatıma uluslar arası bir
boyut kazandırma adına güzel gelmişti. Mısırlı bir insanı ilk kez
tanıyacaktım, bilirsiniz piramitler, sfenks, Nil nehri ve daha bir çok
egzotik şey..

*O BİR "MÜSLÜMAN"*

Korsan, eşkiya, bombacı, terörist ve daha kimbilir neler, neler..

Babam, bana, bu adamın Müslüman olduğunu söyledi. Önceleri "inançsız,
putperest, korsan, eşkiya, bombacı, terörist" biriyle tanışacak olma fikri
hoşuma gitmedi. Her normal insan, böyle biriyle tanışmaktan hoşlanmaz.
Duyunca kulaklarıma inanmamıştım. Bir Müslüman... Asla... Babama
Müslümanlarla ilgili duyduğumuz bir çok şeyi hatırlattım.

İslâm ve Müslümanlar aleyhindeki yalanlar..

Onlar bize Müslümanların:

*Allah'a inanmadıklarını,

*Çölün ortasındaki kapkara kutu şeklinde bir yapıya taptıklarını,

*Günde beş kez yeri öptüklerini söylemişlerdi...

Asla! Bu insanla tanışmak istemiyordum! Bu Müslümanı görmek istemiyordum.

Babam ise, tanışmam için ısrar etti ve onun düşündüğümün aksine, çok iyi ve
hoş bir insan olduğunu söylüyordu. Bu benim için oldukça fazlaydı.

*"ONU HIRİSTİYAN YAPMALIYIM"*

Sonra aklıma bir fikir geldi. "Bu adamı Hıristiyan yapabiliriz". Bu fikirden
sonra, adamla tanışmayı kabul ettim. Fakat şartlarım vardı. onunla bir
Pazar günü kilise ayininden sonra görüşecektim, böylece onu Hıristiyan
yapmam için içimde manevî güç bulacaktım. Kolumun altında, her zamanki gibi,
İncil'im mevcuttu. Boynumda pasparlak sallanan haçımla ve üzerinde "İsa
Rab'tır" yazan kepimi giyerek görüşmeye gittim. Yanımda eşim ve iki genç
kızım da vardı ve bir Müslüman ile ilk randevumuza hazırdık.

*NEREDE?*

Görüşeceğimiz yere geldiğimizde, babama, ortağının nerede olduğunu sordum.
Babam da: "İşte orada görmüyor musun?" diyerek işaret etti.. Kafam
bulanmıştı. Bu o Müslüman olamazdı. İmkânsız!

Ben kara bir çarşafa sarılı, kafasında türbanı ve upuzun kirli bir sakalı
olan ve elbisenin altında bir bomba saklayan, kaba bir adam hayâl etmiştim.

Bu adamın sakalı yoktu. Kafasında saç bile yoktu neredeyse. Yani, keldi. Her
şeyden iyisi, çok sıcak bir selâmlama ile yanıma yaklaştı ve elimi sıktı. Bu
saçmalıktı. Ben onların terörist olduğunu hayâl ediyordum. Bu güleryüz de
ne anlama geliyordu.

Bir Müslümanla ilk görüşme

İsa'ya muhtaç

Her neyse, ne olursa olsun, bu adamla işim bitmemişti. "İsa adına" bu adamın
"kurtarılması" gerekiyordu. Ben ve Tanrı bu işi bugün yapacaktık.

Tanışma faslı

Hızlı bir tanışma faslından sonra adama sordum:

"Allah'a inanıyor musunuz?"

Dedi ki:

"Evet." - (Bu iyi!)

Sonra dedim ki:

"Adem ile Havva'ya inanır mısınız?"

Dedi ki:

"Evet." - (Çok iyi!)

Dedim ki: "Peki ya İbrahim Peygamber? ona ve oğlunu Allah'a kurban etmek
istediğine inanır mısınız?

Dedi ki:

"Evet." - (Oldukça iyi!)

Sonra şunu sordum:

"Peki ya Musa"

"On emir?"

"Kızıl Denizi yararak geçmesi?"

Tekrar dedi ki:

"Evet." - (Harika!)

Sonra:

"Peki diğer peygamberler, Davud, Süleyman v.s.?"

Dedi ki:

"Evet." - (Müthiş!)

Şöyle sordum:

"İncil'e inanır mısınız?"

Şöyle cevapladı:

"Evet." - (Tamamdır!)

Öyleyse şimdi sıra büyük sorudaydı:

"İsa'ya inanır mısınız, onun Mesih olduğuna iman eder misiniz?"

Tekrar kafasını salladı ve cevapladı:

"Evet." - (İnanılmaz!)

Her şey çok iyi gidiyordu. Beklediğimden kolay olmuştu. Adam, neredeyse,
vaftiz edilmeye hazırdı. Ve oracıkta, onu da yapmayı planlamaya
başlamıştım. Sonradan tam tersinin olacağını nerden bilebilirdim ki!

Müslüman olan Amerikalı rahip Yusuf Estes anlattığı hidayet hikâyesinde
ABD'de özellikle Katolik rahip ve vaizlerin İslâmiyet'e büyük ilgi duyduğunu
ve hatta birçok rahibin İslâm üzerine doktora yapmakta olduğunu ifade
ediyor. Estes'e göre önyargısız rahiplerin İslâm hakkında genel kanaati
olumlu yönde.

Şok edici bir haber - Meğer Müslümanlar, zaten İncil'e inanıyorlarmış...

O gün, 1991'in baharında, Müslümanların İncil'e inandığını öğrenmiştim. Şok
oldum. Bu nasıl olabilirdi? Fakat bununla da kalmıyordu: onlar İsa'ya da
inanıyordu..

Müslümanlara göre de:

l Allah'ın sadık bir elçisi;

l Allah'ın peygamberi;

l Babasız bir şekilde mucizevî olarak doğdu;

l O Mesih'ti;

l O şimdi Allah'la beraber ve çok önemli bir yeri var;

l Kıyamet yaklaştığında geri dönecek ve inananların yanında imansızlara
karşı duracak...

Ruhumu İsa'ya adadığım günden sonra, bir Müslümanı Hıristiyan yapmak, benim
için olağanüstü bir gelişim olacaktı.

*BİR BARDAK ÇAY EŞLİĞİNDE İNANÇ TARTIŞMASI*

Adama çay içmeyi sevip sevmediğini sordum, sevdiğini söyledi. Oradan kalkıp,
hep beraber, benim favori sohbet konum hakkında konuşmak üzere bir
kafeteryaya gittik. Konu tabiî ki inançlardı. Saatlerce sohbet ettiğimiz
kafeteryada şunun farkına vardım: Bu adam sessiz, sakin, hoş ve biraz da
utangaç bir insandı. Benim söylediğim şeylerin her kelimesini dinledi ve bir
kere olsun sözümü kesmeye yeltenmedi bile. Bu adamı sevmiştim ve iyi bir
Hıristiyan olma potansiyeli sezmiştim. Ve bu işin olacağına, kesin gözüyle
bakmaya başlamıştım. Halbuki, başıma gelecekler hususunda, ufacık bir bilgim
dahi yoktu.

*MUHAMMED EVİMİZE TAŞINIYOR*

Herşeyden evvel, babama, bu adamla iş yapmaya, mutlaka, devam etmesi
gerektiğini söyledim. Ve Texas'a yaptıkları iş seyahatlerinde, bu adama
bazen eşlik etmek istediğimi de söyledim. Gün be gün, beraber bolca vakit
geçirmeye ve bir çok konuda konuşmaya başladık. Sohbet aralarında radyolarda
ve seminerlerde verdiğim vaazlardan, konuşmalardan örnekler sunuyordum. Bu
zavallı adamı "kurtarmaya" iyice niyetliydim. Allah hakkında konuştuk,
hayatın anlamı, yaratılışın gayesi, peygamberler ve görevleri, Allah'ın
buyruklarını insanlara nasıl vahyettiği konularından bahsediyorduk. Ayrıca
bir çok şahsî deneyimlerimizi ve hatıralarımızı da paylaşıyorduk.

Bir gün, artık arkadaşım olan Muhammed'in, şimdiye kadar kaldığı evden
taşınmak zorunda kaldığını ve geçici bir süre için camide ikamet edeceğini
duydum. Babama gittim ve Muhammed'i şehirdeki büyük evimizde ağırlamak
istediğimi söyledim. Ne de olsa güvenilir bir insandı ve gönül rahatlığı ile
evimizde onu misafir edebilirdik. Israrlarımız netice verdi ve Muhammed
evimize taşındı.

*VAAZLARA DEVAM*

Tabiî ki, ben hâlâ Texas civarındaki kiliseleri ve oradaki pederleri
ziyarete zaman buluyordum. Bunlar Texas'ın Oklahoma bölgesinde ve Mexico
bölgesinde yaşıyordu. Bunlardan biri, arabadan daha büyük olan bir haçı,
tıpkı İsa'nın çarmıha gerilmeye götürülürken yaptığı gibi, omuzunun üstüne
almış ve cadde ve sokaklarda bu şekilde dolaşıyordu. Bunu yapmayı seviyordu,
zira yoldan geçen arabalar duruyor ve bu adama ne yaptığını soruyordu. O da
onlara Hıristiyanlık ile ilgili nasihatler veriyor, vaaz ediyordu.

*PEDERİN KALP KRİZİ*

Bir gün, haçı omuzunda taşıyan peder arkadaşım kalp krizi geçirdi.
Yakınlardaki bir hastaneye sevkedildi. Sık sık kendisini hastanede ziyaret
ediyordum. Çoğu zaman bu ziyaretlere Muhammed'i de götürüyordum. Orada peder
arkadaşımla birlikte, inancımız hakkında güzel bilgiler paylaşmayı
umuyordum. Peder arkadaşım bu ziyaretlerden pek haz almıyordu. Anlaşılan,
İslâm hakkında şeyler duymak hoşuna gitmemişti. Bir gün, yine böyle bir
ziyaret esnasında, peder ile aynı odayı paylaşan bir hasta tekerlekli
sandalye üzerinde odaya girdi. Yanına gittim ve adını sordum. Adam adının
önemli olmadığını ve kendisinin Jüpiter gezegeninden geldiğini söyleyiverdi.
Bir an, "kardiyoloji servisinde miyim, yoksa ruhsal hastalıklar servisinde
miyim" diye içimden geçirdim.

*TEKERLEKLİ SANDALYEDEKİ ADAM *

Bu adamın kimsesiz bir depresif olduğunu ve birilerine ihtiyaç duyduğunu
hissettim. Bunun üzerine ona Allah'tan bahsetmeye başladım. Eski Ahitten
pasajlar okudum. ona Nuh'un hikâyesini anlattım. İnsanlarını ve şehrini bir
gemi üzerinde terk etmek zorunda kalışını ve sonra tufanın gelip heryeri
yerle bir edişini anlattım. Daha sonra Ninova'ya dönüşünü hatırlattım.
Anlatmak istediğim, problemlerimizden kaçamayacağımız ve onlarla
yüzleşeceğimizdi.

*KATOLİK RAHİP*

Bu hikâyeyi anlattıktan sonra, adam bana baktı ve özür diledi. Kaba
davranışından dolayı üzgün olduğunu, ancak son günlerde çok büyük sorunlar
yaşadığını söyledi. Daha sonra ise, bana itiraflarda bulunmak istediğini
söyledi. Ben de ona, "Ben Katolik bir rahip değilim. Benimle günah
çıkartamazsın" dedim. Bunun farkında olduğunu söyledi ve şu cevabı verdi:
"Aslında ben bir Katolik rahibim."

Şok olmuştum. Ben, bir papaza, Hıristiyanlığı anlatmaya çalışıyormuşum
meğer. Dünyada neler oluyor böyle.

*LATİN AMERİKA'DAKİ RAHİP*

Rahip, bana, hikâyesini anlatmaya başladı. 12 yıldan fazla kilise için Orta
Amerika, Mexico ve New York'ta misyonerlik yaptığını anlattı. Hastahaneden
çıktıktan sonra kalacak yeri olmadığını, kimsesi olmadığını söyledi. Bunun
üzerine babama büyük evimizde Muhammed ile birlikte bir misafire daha
yerimiz olup olmadığını sordum. Babam kabul etti. Rahip de razı oldu. Ve
evimize taşındı.

*RAHİPLER İSLÂMI ÖĞRENMELİ Mİ? EVET!*

Evimize doğru giderken, rahip ile İslâm hakkında yanlış bildiğimiz şeyleri
paylaştım. Benim için sürpriz oldu, ama rahip de bunları bildiğini söyledi.
Ve bu konuda daha çok şeyler söyledi. Rahip, bana, Katolik papazların, İslâm
üzerine eğitim aldıklarını ve bazılarının bu hususta doktora bile
yaptıklarını söyleyince, adeta şok geçirdim. Bu beni oldukça aydınlattı,
fakat sürprizler daha bitmemişti.

*İNCİL'İN FARKLI VERSİYONLARI*

Rahip evimize taşındıktan sonra, her akşam yemeğinin ardından dinler
hakkında sohbetler etmeye başladık. Birgün babam, İncil'in Kral James
versiyonunu getirmişti, ben ise revize edilmiş standart İncil versiyonunu
getirmiştim, eşimde ise, daha farklı bir İncil versiyonu vardı (Sanırım
Jimmy Swaggart'ın "Modern insana iyi haber"i gibi birşeydi).

Rahipte ise, tabiî ki İncil'in Katolik versiyonu vardı. Bizler hangi
İncil'in doğru olduğu konusunda, Muhammed'i Hıristiyan yapmak için
uğraştığımızdan daha fazla vakit kaybediyorduk.

*KUR'ÂN'IN SADECE BİR VERSİYONU VAR VE HÂLÂ AYNEN DURUYOR*

Tartışmamız sırasında, bizi dinleyen Muhammed'e dönüp, 1400 yıl içinde
Kur'ân'ın kaç versiyonunun ortaya çıktığını sordum. O bana dünyada sadece
bir adet Kur'ân olduğunu söyledi. Bunun asla değiştirilmediğini ve asla
değiştirilemeyeceğini de ekledi. Bununla birlikte, Muhammed sayesinde,
Kur'ân'ın farklı ırklardan yüzbinlerce insan tarafından, aynı şekilde
ezberlendiğini de öğrendim.

Asırlar boyunca Kur'ân milyonlarca insan tarafından ezberlenmiş, nüshadan
nüshaya, âyet âyet, sûre sûre geçirilmiş, eksiksiz ve hatasız bir şekilde
günümüze aktarılmış. Bugün 9 milyonun üzerinde insan, Kur'ân'ın her âyetini,
kelimesi kelimesine ezberlemiş durumdaymış.

*BU NASIL OLABİLİR?*

Bu, bana imkânsız gibi geldi. Her şey bir yana, İncil'in orijinal dili
günümüzde kullanılmayan ölü bir dil ve orijinal İncil nüshaları da asırlar
içinde kaybolmuştu. Öyleyse, bir kutsal kitabı, asırlar boyu, âyet âyet
aynen muhafaza etmek, nasıl bu kadar kolay olabilmişti.

Rahip Yusuf Estes, bir Müslümanı Hıristiyan yapmak isterken aynı Müslüman
vesilesiyle hem kendisi, hem bütün ailesi Müslüman olmuş. Estes kendileri
gibi yüzlerce binlerce insanın İslâmiyete koştuklarını söylüyor.

*RAHİP CAMİYE GİDİYOR*

BBir gün bizim rahip, Muhammed'e, kendisini camiye götürüp götüremeyeceğini
sordu. Gittiler. Daha sonra, orada yaşadıkları hakkında konuşa konuşa geri
geldiler. Biz de, bizim rahibe orada neler olduğunu, neler gördüğünü,
ibadetlerinin neye benzediğini merakla sorduk. Rahip, "Pek fazla birşey
yapmıyorlar. Geliyor, namaz kılıyor ve dağılıyorlar" dedi. "Dağılıyorlar mı?
Herhangi bir vaaz olmadan, ya da ilâhî söylemeden mi?" diye hayretle sordum,
o da "evet öyle" dedi.

*RAHİP MÜSLÜMAN OLUYOR!*

Bir kaç gün geçmişti ki, rahip, Muhammed'e kendisine tekrar camide eşlik
etmek istediğini söylemişti. Fakat bu sefer daha farklıydı. Uzun bir süre
geri dönmediler. Hava kararmış ve başlarına birşey geldiğini düşünerek
endişeye kapılmıştık. Sonunda çıkageldiler. Karşıdan gelirlerken, kapının
önünde Muhammed'i hemen farketmiştim, ancak bu yanındaki de kimdi?
Muhammed'in yanında, beyaz bir kaftan ve beyaz bir başlık giymiş bir adam
duruyordu. Dur bir dakika! Bu bizim rahipti. ona döndüm ve: "Pete, Müslüman
mı oldun sen?" diye bağırdım. O bana yumuşak bir sesle, o gün İslâma
girdiğini söyledi. Bir rahip Müslüman olmuştu!!! Yok daha neler? Sırada ne
vardı Allah'ım? (Göreceksiniz.)

*KARIM...*

Bunun üzerine üst kata çıktım. Eşime, aşağıda olanları, bütün ayrıntısı ile
anlattım. Eşim, bana aslında kendisinin de İslâmiyete girmek istediğini
söyledi, çünkü bunun gerçek din olduğuna inanıyormuş...

*YIKILDIM!*

Bu sefer gerçekten şok olmuş, yıkılmıştım. Hemen alt kata indim, Muhammed'i
yattığı yerden uyandırdım ve benimle dışarı, birşey konuşmak için gelip
gelmeyeceğini sordum. Dışarı çıktık, bütün gece bu konuda konuştuk.

*GERÇEK GELDİ!*

Saatler sonra Muhammed, fecr namazını kılacağını söyledi (Müslümanların
sabah namazı). Gerçeğin gelip beni bulduğunu biliyordum. Yapmam gerekeni,
yapmam lâzımdı. Babamın evine gittim. Yere temiz bir hasır serdim ve başımı
yere koyarak Müslümanların namaz kılarken döndükleri yöne doğru döndüm.

*YÖNLENDİR BENİ ALLAHIM! YÖNLENDİR BENİ!*

Tam o pozisyonda iken, vücudum yere paralel ve başım yerde iken, yakardım:
"Allah'ım, eğer orada isen, lütfen yönlendir beni, yönlendir beni!"

*İÇİMDEKİ İMZA*

Bir süre sonra kafamı yerden kaldırdım ve birşeyin farkına vardım. Hayır,
uçan kuşlar, ya da melekler görmedim. Ya da gayptan sesler duymadım,
ışıklar, nurlar da görmedim.. Farkına vardığım şey, içimde birşeylerin
değiştiğiydi. Sanki şimdi, yalan söylememek ve hileli şeyler yapmamak
konusunda daha duyarlı hale gelmiştim. Şimdi daha dürüst ve güvenilir bir
insan olmak zamanıydı benim için. Şimdi ne yapmam gerektiğini tam
anlamıştım.

*"GEÇMİŞİ" SİLDİM*

Hemen üst kattaki duşa çıktım. Aklıma dahice bir fikir geldi. Hemen duşun
altına girdim. Güya yılların eskittiği, o eski günahkâr adamı yıkıyordum.
Şimdi ise, yeni ve taptaze bir hayata 'merhaba' diyordum. Gerçekler ve
deliller üzerine kurulu bir hayat.

*VE YENİLENDİM!*

Saat sabah 11 gibiydi. İki Müslüman şahidin önünde duruyordum. Biri Peder
Peter Jacob diye bilinen eski bir rahip, diğeri de bizim Muhammed
Abdurrahman'dı. Bana şehadeti söylettiler: "Şehadet ederim ki, Allah'tan
başka ilâh yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed (a.s.m.) onun kulu ve
elçisidir."

*SIRADAKİ EŞİMDİ...*

Bir kaç dakika sonra ise, sıra eşimdeydi ve benim gibi o da şehadet getirdi.
Fakat o, artık 3 şahit önündeydi, çünkü oradaki üçüncü Müslüman artık
bendim.

*SONRA BABAM*

Babam, bu konu hakkında biraz daha tedirgindi ve birkaç ay, olanı biteni
kendi içinde tahlil etti. Fakat sonunda o da İslâmiyete girdi. Artık benimle
beraber, bölgemizde bulunan mescide gelip, tam yanımda namaz kılıyordu.

*ÇOCUKLARIM DA!*

Çocuklarımı gönderdiğim Hıristiyan okulundan kayıtlarını sildirdim ve
onları İslâmî bir okula kaydettim. Şimdi (aradan on yıl geçti), onlar
Kur'ân'ın büyük bir kısmını hıfzetmiş durumdalar. Ve İslâmın bütün
kurallarını biliyorlar.

*SIRADAKİ BABAMIN EŞİ (ÜVEY ANNEM)*

Babamın eşi, ölmeden aylar önce, tam 86 yaşında iken, İsa'nın Allah'ın oğlu
olmayacağı gerçeğini kavramış ve çok şükür ölmeden önce şehadet getirme
şerefine kavuşmuştu. Allah ona merhamet etsin. Müslüman olarak vefat etti.

*SIRADA NE VARDI ACABA?*

Şimdi durun ve düşünün. Bir çatı altında yaşayan farklı inanç ve etnik
kökenden bir grup insan, aynı inanç etrafında birleşiyor. Ve kâinatı yaratan
ve yöneten Allah'a nasıl ibadet edileceğini öğreniyorlar. Düşünün: Bir
Katolik rahip, bir İncil okuyucusu ve vaizi, zamanında Hıristiyan okulları
kurulmasına önayak olan yaşlı bir adam, çocuklar, hatta büyükanne bile-hepsi
İslâma girdiler.

Ancak, onun rahmeti ile bizler İslâm'daki gerçeği görme imkânına kavuştuk.
Kulağımızı tıkayan ve gözlerimizi körleştiren mühürleri Allah kaldırdı ve
şimdi bizi o yönlendirmekteydi.

*İNANILMAZ BİR HİKÂYE*

Eğer hikâyeyi anlatmaya burada son versem, eminim bütün bu anlattıklarıma
vereceğiniz tepki: "Bu inanılmaz bir hikâye" şeklinde olacaktır. Değil mi?
Her şey bir yana, 3 din adamı tamamen inançlarına zıt bir dinî kabul
ediyorlar ve bunun ardından bütün ev ahalisi de buna katılıyor.

*BAPTİST SEMİNER ÖĞRENCİLERİ KUR'ÂN OKUYOR*

Her şey bunlardan ibaret değil. Fazlası var. Aynı yıl, Texas'ın
yakınlarında, Dallas'ta, Büyük Ayin zamanında, Joe adında Tennesseeli
Baptist bir kilise öğrencisi ile tanıştım. Joe, Baptist Kilisesi öğrencisi
iken, Kur'ân okuduktan sonra İslâmı kabul etmiş.

*RAHİP İSLÂMI İSTİYOR, FAKAT İŞİNİ BIRAKAMIYOR*

Bundan başkaları da var tabiî ki. İslâm hakkında çok güzel şeyler düşünen
Katolik bir rahip vardı. Ben de ona, "Öyleyse neden İslâma girmiyorsun?"
diye sormuştum. O da şöyle cevap verdi: "Ne...? Olmaz, işimi kaybederim..."

O rahibin adı Peder John'du. Biz hâlâ hidayete ermesi için Allah'a duâ
ediyoruz.

*BAŞKA BİR KATOLİK RAHİP ŞEHADET GETİRDİ*

Geçen sene, eski bir Katolik rahip ile tanıştım. Kendisi Afrika'da, 8 yıl
boyunca gönüllü misyonerlik yapmış. Afrika'da iken, İslâm hakkında çok
şeyler öğrenmiş ve Müslüman olmuş. Daha sonra ismini Ömer olarak değiştirip,
Dallas'a taşınmış.

*ORTODOKS BAŞ RAHİP İSLÂM İÇİN KİLİSEYİ TERK ETTİ*

İki yıl önceydi, San Antonio'dayken, Rusya Ortodoks Kilisesi'nde çalışan
eski bir Ortodoks Baş Rahip ile tanıştım. Kendisi İslâmiyet ile tanışmış ve
kilisedeki önemli görevini Müslüman olmak için terk etmişti.

*HİNDU RAHİBİN KIZI İSLÂMA HİZMET EDİYOR*

New York'ta bir kadınla tanışmıştım. Bize gelip "İslâm nedir?" konulu CD'ler
yaptırmak istediğini söyleyerek izin istemişti. İzin verdikten sonra, duydum
ki, o CD'lerden 600 bin tane bastırarak Amerika'daki gayr-ı müslimlere
dağıtmış. Allah ondan razı olsun. İşin enteresan tarafı ise, bu kadının
babası Hindu rahibi imiş ve kadın sonradan Müslümanlığı seçerek, insanlara
İslâmı tanıtmaya kendini ve servetini adamış.

*YÜZLERCESİ, BİNLERCESİ BU YOLA KOŞUYOR*

Ben İslâma girdikten ve Amerika'yı ve dünyayı dolaştıktan sonra, İslâma
giren bir çok dinî lider, öğretmen, bilim adamı ile tanıştım. Bunlar Hindu,
Yahudi, Katolik, Protestan, Yehova Şahidi, Yunan ya da Rus Ortodoksu,
Mısırlı Kıptî Hıristiyanlar, bağımsız kiliselere bağlı olanlar, ya da ateist
bilim adamlarıydılar..

Hidayeti veren Rabbimize binlerce şükürler olsun. Amin.

*Gönüllü Vaiz Yusuf Estes*

Kartal Busbey
06-01-2008, 05:53
Tesekkurler..;)