Cell o
09-15-2007, 13:34
Kendinden kaçış yolculuklarının doğurduğu duraklar hep aynı olsalar da, var
ettiğim her bir fotoğraf karesinin değerini düşünürken, içlerine ancak seni
karıştırdığım da gerçek ve istediğim anlama ulaşıyor gibi gözümde hepsi...
Senin olmadığın, benim sığamadığım bir gökyüzünde ne kadar parlak olursa olsun
güneş, ne kadar ısıtırsa ısıtsın ellerimi, yüzümü,
ben yinede deli gibi üşüyorum, nöbetler tutuyor, arayıp duruyorum bedenimi bir
başka boyuttan ısıtan ve duyularıma o eşsiz sıcaklığın içine gizlenmiş
milyonlarca çiçek kokusunu gönderebilen ruh eşimi...
gecelerime gelmedikçe, düşmedikçe düşlerime sen, vazgeçmem geceden,uyuyamam,
yummam gözlerimi karanlığa karşı bir an bile...
çiçek demetleri satın alıyorum şimdilerde sık sık... düşlerime kazınmış o
eşsiz, belki de gerçekte var olmayan kokuyu bulabilmek için yeniden...
renklerinin uyumuyla Beethoven senfonilerini bile kıskandırabilecek kadar
mağrur, kirpikleri ıslak ve eşsiz çiçek demetleri bunlar...
Kırmızı mercan kayalıkları, pembe yosunlar kadar uzak ve bulunmaz...
çoğu kez dans ettiklerini hayal ettiğim somon balıkları kadar duru, sade ve
sevilesi bana göre...
Bu aralar en çok yağmurları bekliyorum o çok sevdiğim...
bedenimden çok ruhumun iliklerine kadar inip yıkasınlar diye...
kimseler görmeden gözyaşlarımı damlalarına karıştırabileyim diye...
düşlerimi yeniden var edebilmem, onların gecelerime yeni filizler verebilmesi
için bekliyorum yağmurları...
biliyorum fazlası ben, eksiği yine bendim düşlerin...
Ama içimi acıtan en büyük sancıların, söz geçiremediğim,dur diyemediğim
gözyaşlarımın ağırlığı, senin yok olduğunu hissettiğim dakikalarla kolayca
örtüşebiliyordu hemen nedense...
yok olduğunu bilmekten daha ağırı yoktu...
anlayacağın tüm ben'ler sen olmaya hazırdı aslında...
Bütün belirsizlik ve korkuların ötesinde...
sen şu sıralar bana ait olan bütün bu satırların tek sebebisin ve ben ruhumu
bu anlayamadığım ve çoğu kez anlam veremediğim ait'lik hissinden
kurtarabilmek için daha ne kadar uzaklara gitmem/kaçmam gerek hiç bilmiyorum…??
Hande Çalışkan
ettiğim her bir fotoğraf karesinin değerini düşünürken, içlerine ancak seni
karıştırdığım da gerçek ve istediğim anlama ulaşıyor gibi gözümde hepsi...
Senin olmadığın, benim sığamadığım bir gökyüzünde ne kadar parlak olursa olsun
güneş, ne kadar ısıtırsa ısıtsın ellerimi, yüzümü,
ben yinede deli gibi üşüyorum, nöbetler tutuyor, arayıp duruyorum bedenimi bir
başka boyuttan ısıtan ve duyularıma o eşsiz sıcaklığın içine gizlenmiş
milyonlarca çiçek kokusunu gönderebilen ruh eşimi...
gecelerime gelmedikçe, düşmedikçe düşlerime sen, vazgeçmem geceden,uyuyamam,
yummam gözlerimi karanlığa karşı bir an bile...
çiçek demetleri satın alıyorum şimdilerde sık sık... düşlerime kazınmış o
eşsiz, belki de gerçekte var olmayan kokuyu bulabilmek için yeniden...
renklerinin uyumuyla Beethoven senfonilerini bile kıskandırabilecek kadar
mağrur, kirpikleri ıslak ve eşsiz çiçek demetleri bunlar...
Kırmızı mercan kayalıkları, pembe yosunlar kadar uzak ve bulunmaz...
çoğu kez dans ettiklerini hayal ettiğim somon balıkları kadar duru, sade ve
sevilesi bana göre...
Bu aralar en çok yağmurları bekliyorum o çok sevdiğim...
bedenimden çok ruhumun iliklerine kadar inip yıkasınlar diye...
kimseler görmeden gözyaşlarımı damlalarına karıştırabileyim diye...
düşlerimi yeniden var edebilmem, onların gecelerime yeni filizler verebilmesi
için bekliyorum yağmurları...
biliyorum fazlası ben, eksiği yine bendim düşlerin...
Ama içimi acıtan en büyük sancıların, söz geçiremediğim,dur diyemediğim
gözyaşlarımın ağırlığı, senin yok olduğunu hissettiğim dakikalarla kolayca
örtüşebiliyordu hemen nedense...
yok olduğunu bilmekten daha ağırı yoktu...
anlayacağın tüm ben'ler sen olmaya hazırdı aslında...
Bütün belirsizlik ve korkuların ötesinde...
sen şu sıralar bana ait olan bütün bu satırların tek sebebisin ve ben ruhumu
bu anlayamadığım ve çoğu kez anlam veremediğim ait'lik hissinden
kurtarabilmek için daha ne kadar uzaklara gitmem/kaçmam gerek hiç bilmiyorum…??
Hande Çalışkan