Cell o
09-15-2007, 13:39
Kolay bir tren yolculuğundan sonra Parıs e geldım.Benım nazarında parıs dünyanın gözde şehirlerınden bırısı olmakla beraber,Osmanlı modernleşmesınde hep öncü ve bir ölçü şehır olması bakımından da önemlidir.Özellıikle tanzımat sonrası eşitlik,özgürlük ve kardeşlik arayan Osmanlı aydını
için bir merkez olmustur bu şehir.Jön türklerın düşünce ağlarını ördükleri, padışaha karşı mücadele planları hazırladıkları ve bunları evrak-ı muzırra diye tabir edılen yayınlar şeklinde payıtahta gönderdiklerı şehırdır.
Fransızca 19.yy Osmanlı Bürokrasisine damgasını vurmuş bir dildir.Nasıl bugün türk aydını ingilizce konuşmak zorunda ıse o zamanda fransızcayı bilmek mecburıyetındeydi.Yine tanzimat sonrası önemli bir meslek haline gelen memurıyetlerde(bugünde önemlidir,zaten bızde yanı dogu ve şark kültüründe devlet işlerı özel sektöre göre her zaman degerlı olmuştur.) fransızca bilmek şarttı.Tercüme odalarında başlayan memurıyet hayatı kaabılıyet ve paşalarında kanatları ve koruması altına sığınarak(bugünde aynı degıl mı? sahi anlayış olarak osmanlıdan günümüze ne degıstı?) Büyülelcılıklere kadar yükselınebılırdı.
Buna en güzel örnek ALİ PAŞA dır.Bir kapıcının oğlu olarak girmiştı tercüme odasına,ama sefaret ve sadrazamlıga kadar yükselmiştır.Hatta bir döneme FUAD PAŞAyla birlikte damgalarını vurmuşlardır.Mükemmel bir fransızcası vardı.Geceleyin elçiliğin bahçesinde fransızca çalışırdı,hatta o derece ki;diplomasiye ait yazdığı fransızca notlar çok önemlidir.
Güneşli bir kış günüydü ve ünlü EYFEL KULESİ muhteşem görüntüsüyle karşımda duruyordu.
Almanya-avusturya ve fransa gezilerımde şunu anladım ki;Kısaca reform,rönesans,aydınlanma ve sanayıı devrımi neticesi 20.yy damgasını vuran medeniyet BATI medeniyetır.Her ne kadar bunun arka planında sömürgecılık,kara kıta afrıka insanının alınterı hatta kanı ve amerika kıtasının bınlerce tonlarla ifade edılen altın ve dıger kaynakları olsada bu medenıyet teknolojısı,sistemı,disiplini,düzeni ve intizamıyla hala ayakta duruyor.
Metrolarda yolculuklarım sırasında fransızlardan ziyade hep göçmen diye vasıflandırılan yabancılarla karşılaştım.Kısa duraklar arası metroya binen sokak sanatçıları keman,saksafon calarak,şarkılar söyleyerek para kazanıyorlardı.
Atlas okyanusu civarında POTIERS şehrine giderken yemyeşil ovaların ortasından gectim.En küçük yerleşim alanları bile bir şehrın imkanlarına sahipti.Galiba Rahmetli ECEVİTİN köy projesi dediği bunlar olsa gerek diye düşündüm.
Avrupa şehirleri genelde rahat,düzenli ve yaşanacak şehirler ancak efendiler için,Bu ımkanlardan göcmnler ve yabancılar da yararlansa da onların payına zor ve pıs işlerde çalışmak düşüyor.Eski kölelerin demır parmaklar ardından şehri seyretmesi gibi seyredıyorlar bir nevı şehri.
Tuğla taşıyorlar,demir kesenlerın ellerı kabarmış ve harç,iskele taşıyanların omuzları çökmüş.
Hepsınınde umutları var,biraz para kazanmak ve cocuklarına gönderebılmek,belkı de ılerde bılınmeyen bır tarıhte onları yanlarına aldırabılmek.Bazıları bu hayallere cabucak kavusabılmek ıcın kanunsuz yollara başvuruyorlardı,hemen hemen hepside kumar oynuyordu ve kısa yoldan köşeyi dönmek istiyorlardı ama şimdilik şans onlara gülmüyor,şimdilik onların payına düşen kar-kış,yagmur-çamur demeden inşaatlarda çalısmak ve akşamları bekar odalarında toplanıp sigara dumanı altında iskambil oynamak.
POTIERS tarıhı bir şehir,eski yapıları kesme taşlarla örülü,şehri uzun,yüksek surlar cevırıyor,bır de heybetlı bır katedralı var.
Katedralı bır müslüman olarak gezerken icimde ALLAH ve onun peygamberı hz.ISA dolaşıyordu,ama kılısenın soguk olması,ürkütücü loşluğu,ıkonar ve heykeller ıcıme bir ürpertı hatta korku saldı.Hırıstıyanlık 3 büyük dınlerden ıkıncısı.Sarışın avrupa ınsanının mayasını yogurdu ve onlara bır bakış acısı sundu,islamıyete göre ise tahrif edılmıs ve hükmü kaldırılmıs bır din kabul edılıyor.Her ne olursa olsun yıne de POTIERS ın ınsanını pek katedrale ugrarken görmedım.
Köşede günah çıkarma kabinleri dıkkatımı çekti.Bu kabınleri hep fılm karelerınde görmüş ve hep merak etmişimdir.Hemen içine gırdım,gözlerımı kapadım ve bekledım,kabının arkasında rahıp falan yoktu ama olsa bile günhlarımı ona ıtıraf edemezdım ve anladım ki:Günahlarım bana ait,hickimsenın bilmesını istemem,hıc kımse ne bılsın ne de şahıt olsun,belkı de SETTAR olan rabbım günahlarımı hemencecık örtüverır.
İsa Avcı
için bir merkez olmustur bu şehir.Jön türklerın düşünce ağlarını ördükleri, padışaha karşı mücadele planları hazırladıkları ve bunları evrak-ı muzırra diye tabir edılen yayınlar şeklinde payıtahta gönderdiklerı şehırdır.
Fransızca 19.yy Osmanlı Bürokrasisine damgasını vurmuş bir dildir.Nasıl bugün türk aydını ingilizce konuşmak zorunda ıse o zamanda fransızcayı bilmek mecburıyetındeydi.Yine tanzimat sonrası önemli bir meslek haline gelen memurıyetlerde(bugünde önemlidir,zaten bızde yanı dogu ve şark kültüründe devlet işlerı özel sektöre göre her zaman degerlı olmuştur.) fransızca bilmek şarttı.Tercüme odalarında başlayan memurıyet hayatı kaabılıyet ve paşalarında kanatları ve koruması altına sığınarak(bugünde aynı degıl mı? sahi anlayış olarak osmanlıdan günümüze ne degıstı?) Büyülelcılıklere kadar yükselınebılırdı.
Buna en güzel örnek ALİ PAŞA dır.Bir kapıcının oğlu olarak girmiştı tercüme odasına,ama sefaret ve sadrazamlıga kadar yükselmiştır.Hatta bir döneme FUAD PAŞAyla birlikte damgalarını vurmuşlardır.Mükemmel bir fransızcası vardı.Geceleyin elçiliğin bahçesinde fransızca çalışırdı,hatta o derece ki;diplomasiye ait yazdığı fransızca notlar çok önemlidir.
Güneşli bir kış günüydü ve ünlü EYFEL KULESİ muhteşem görüntüsüyle karşımda duruyordu.
Almanya-avusturya ve fransa gezilerımde şunu anladım ki;Kısaca reform,rönesans,aydınlanma ve sanayıı devrımi neticesi 20.yy damgasını vuran medeniyet BATI medeniyetır.Her ne kadar bunun arka planında sömürgecılık,kara kıta afrıka insanının alınterı hatta kanı ve amerika kıtasının bınlerce tonlarla ifade edılen altın ve dıger kaynakları olsada bu medenıyet teknolojısı,sistemı,disiplini,düzeni ve intizamıyla hala ayakta duruyor.
Metrolarda yolculuklarım sırasında fransızlardan ziyade hep göçmen diye vasıflandırılan yabancılarla karşılaştım.Kısa duraklar arası metroya binen sokak sanatçıları keman,saksafon calarak,şarkılar söyleyerek para kazanıyorlardı.
Atlas okyanusu civarında POTIERS şehrine giderken yemyeşil ovaların ortasından gectim.En küçük yerleşim alanları bile bir şehrın imkanlarına sahipti.Galiba Rahmetli ECEVİTİN köy projesi dediği bunlar olsa gerek diye düşündüm.
Avrupa şehirleri genelde rahat,düzenli ve yaşanacak şehirler ancak efendiler için,Bu ımkanlardan göcmnler ve yabancılar da yararlansa da onların payına zor ve pıs işlerde çalışmak düşüyor.Eski kölelerin demır parmaklar ardından şehri seyretmesi gibi seyredıyorlar bir nevı şehri.
Tuğla taşıyorlar,demir kesenlerın ellerı kabarmış ve harç,iskele taşıyanların omuzları çökmüş.
Hepsınınde umutları var,biraz para kazanmak ve cocuklarına gönderebılmek,belkı de ılerde bılınmeyen bır tarıhte onları yanlarına aldırabılmek.Bazıları bu hayallere cabucak kavusabılmek ıcın kanunsuz yollara başvuruyorlardı,hemen hemen hepside kumar oynuyordu ve kısa yoldan köşeyi dönmek istiyorlardı ama şimdilik şans onlara gülmüyor,şimdilik onların payına düşen kar-kış,yagmur-çamur demeden inşaatlarda çalısmak ve akşamları bekar odalarında toplanıp sigara dumanı altında iskambil oynamak.
POTIERS tarıhı bir şehir,eski yapıları kesme taşlarla örülü,şehri uzun,yüksek surlar cevırıyor,bır de heybetlı bır katedralı var.
Katedralı bır müslüman olarak gezerken icimde ALLAH ve onun peygamberı hz.ISA dolaşıyordu,ama kılısenın soguk olması,ürkütücü loşluğu,ıkonar ve heykeller ıcıme bir ürpertı hatta korku saldı.Hırıstıyanlık 3 büyük dınlerden ıkıncısı.Sarışın avrupa ınsanının mayasını yogurdu ve onlara bır bakış acısı sundu,islamıyete göre ise tahrif edılmıs ve hükmü kaldırılmıs bır din kabul edılıyor.Her ne olursa olsun yıne de POTIERS ın ınsanını pek katedrale ugrarken görmedım.
Köşede günah çıkarma kabinleri dıkkatımı çekti.Bu kabınleri hep fılm karelerınde görmüş ve hep merak etmişimdir.Hemen içine gırdım,gözlerımı kapadım ve bekledım,kabının arkasında rahıp falan yoktu ama olsa bile günhlarımı ona ıtıraf edemezdım ve anladım ki:Günahlarım bana ait,hickimsenın bilmesını istemem,hıc kımse ne bılsın ne de şahıt olsun,belkı de SETTAR olan rabbım günahlarımı hemencecık örtüverır.
İsa Avcı