Belki Bir İyilik; Belki Bir Can! [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Belki Bir İyilik; Belki Bir Can!


Cell o
09-15-2007, 13:52
bir şubat akşamı saat yedi civarı iş dolayısıyla iki günlüğüne sivas’ın gürün ilçesi devlet hastanesi’ne gitmek üzere ankara terminaline gelmiştim. ankara’da hava çok soğuktu. en sonunda ankara’dan çıkan otobüs sabah altı buçuk civarı sivas’ın gürün ilçesine varmıştı. hastane yol üzerinde olduğu için, hastanenin önünde inmiştim.

öyle soğuktu ki, dışarıda hiç bir canlı göremedim. yerler buz tutmuş, bembeyaz kar kendini, kendisinden daha soğuk olan havaya teslim etmişti. soğuktan karlarda çok sert olmuş, buzlar oluşmuştu. buzların üstünde zar zor elimde çantamla hastanenin kapısına geldim. kimsecikler görünmüyordu. kapı açıktı. içeri girip kimseler var mı diye seslendim ama ses seda yoktu. sanırım kışında verdiği etkiyle vede küçük bir ilçe hastanesi olması nedeniyle, fazla hasta sayısı da olmadığındandır herkes odasına çekilmiş uyuyordu. kaloriferler yanıyordu. üşümüştüm. bir kalorifer yanına sandalyeye oturarak beklemeye başlamıştım.

saat yedi buçuk civarı hastane çalışanlarından biri gelmişti, hizmetliydi. çay içmek için beni odasına davet etti. hayır diyemezdim. sıcak çaylarımızı içerken bir yandan da sohbet etmiştik. saat sekiz olmuştu ve görevliler gelmeye başlamıştı.

zaman kaybetmeden işime koyulmuştum. bir ara hastane karşısındaki büfeden simit alıp kahvaltımı da yapmıştım. öğle vakti olmuştu hastanede yemek yapılmadığı için çalışanlar ya yanlarında yiyecek getiriyor yada dışardan yemek söylüyorlardı. karnım fazla aç olmadığından, karşıdaki büfeye bir şeyler almaya gitmiştim. büfede yemek için bisküvi, kek tarzı bir şeyler seçiyordum. büfe, o çevrede tek dükkan konumunda ve de o çevre merkeze uzak düştüğü için, çevrede oturanların sık uğradığı bir yerdi. dükkan veresiye alış verişte yapıyordu, çünkü ilçe genelinde gelir düzeyi yüksek fazla kimseler yaşamıyordu. dükkandan bir şeyler alıp çıkanlar, aldıklarını yazdıranlar vardı. o arada bir teyze girdi içeri, bir ekmek almıştı yazdıracaktı ve de küçük ucuz çikolatalardan seçiyordu. o anda içim o teyzeye karşı bir garip olmuş, sanki yüzünde bir gariplik hissetmiştim. teyzeye yardım etmek gelmişti içimden.

sıcaklık kurmak adına konuşmuştum teyzeyle;
hafif bir ses tonuyla;
ben

- torunlarını mı sevindireceksin teyze?

teyze

- yok yavrum küçük çocuğuma alıyorum. öbür kızımda pekiyi almış dersinden öğle yemeğine gelecek ya, çocuk işte seviyolar bunları..
şaşırmıştım, çünkü yaşlı görünüyordu. torununa alır zannetmiştim.

yine devam ederek..

ben
- nerelisin? buralımı sın teyze?

teyze
- he yavrum buralıyım sen nerelisin?

ben

- tokat’lıyım teyze. hiç geldin mi bilir misin oraları?

teyze
- yok yavrum. nerde gidiyim oralara. bu zamana kadar hiç çıkmadım buradan.

sonra yeğenime benden bir şeyler götür diyerek, devam ettim..

pahalı olan çikolatalardan, meyve suyu, bisküvilerden biraz toparladım sonra ekmeğin parasını da vermiştim.
kabul etmek istemedi. o gerçek anadolu insanında vardır ya alçak gönüllülük ondandı herhalde.. ama yüzünden belliydi yokluk, gariplik çektiği.. hayır duasını alarak çıktım dükkandan. dükkancıda şaşırmıştı, helal olsun yeğenim dedi..

- insanız dayı, daha çok olsa da daha çok versem… gibi bir şey demiştim.

teyzede hastane tarafına gidiyordu, teyzeyle birlikte gideyim dedim.

- kaç çocuğun var teyze? diye sordum

iki tane dedi. biri 4. sınıfa gidiyormuş diğeri ise okula gitmiyormuş. seneye yazdıracakmış. okula giden kızı öğle yemeğine geleceği için ekmek almaya geldiğini söyledi.
”bir ekmek ve yüz bin liralık çikolatalardan almaya gelmişti ve de yazdıracaktı.”

- enişte ne iş yapıyor. diye sordum.

üzüntülü bir sesle, teyze; hiç unutmuyorum,
- sizlere ömür dedi.

içim daha da bir burkulmuş, üzüntü sarmıştı içimi. gözlerim ağlamasa da yüreğimden gözyaşları akmıştı sanki. ilçede, küçük bir tekstil fabrikasında temizlik işi yaptığını ve bir ay önce fabrikanın kapandığını söylemişti.

- kim bakıyor? akrabanız falan var mı? diye sordum

teyze
- kolu komşu yardım ediyor. akrabalar zaten kendi derdinde. diye bir yandan sanki derdini paylaşıyordu.

teyze eve gitmiş ve bende içim buruk bir şekilde işimin başına dönüyordum.

işim erken bitmişti ve o günün akşamı gürün'den ayrılmıştım..

aradan geçen üç dört ay.....

ankara’daydım aradan üç ay civarında bir süre geçmişti. pazar günüydü. yine iş gereği denizli’ye gidecektim. normalde nevşehir’e gidecektim ve evde gitmek için son hazırlıklarımı yapıyordum. son anda denizli’ye planım değişmişti. denizli’ye iş arkadaşlarıyla özel arabayla gidecektik.

gece bir buçuk civarı iki iş arkadaşım beni almaya gelmişlerdi. eşyalarımı alıp gece iki civarı yola koyulduk.
arabayı kullanan arkadaşım uzun süredir direksiyonda olduğu için petrolden benzin aldıktan sonra direksiyonu diğer arkadaşa teslim etti. ben diğer arkadaşın nasıl kullandığını hiç bilmiyordum.

içimde küçükte olsa bir kuşku oluşmuştu. şöyle söylemiştim, “beyler arabayı bir yere çekip biraz uyuduktan sonra yola çıkalım.” şoför arkadaşım uykusunun olmadığı söylemişti, yola koyulmuştuk.

ankara’nın polatlı ilçesini geçmiştik. önde şoförün yanında oturuyordum. diğer arkadaşım arkada çoktan uyumuştu. uyku bastırmıştı beni. emniyet kemerini çıkartarak rahatlamak istemiştim. önümüzde hiç araba yoktu ve yol düzdü. o ara bir bakmıştım göstergeye 120 km civarında hızla gidiyorduk. gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. gözüm daldı dalacakken ne olduğu anlamadan şoför arkadaşım direksiyonu bir anda kırınca takla atmaya başlamıştık. feci bir şekilde taklalar atıyorduk. emniyet kemerimi çıkardığımdan başım sağa sola vuruyordu. hani hep denirya, inanası gelmez insanın; saniyeler içerisinde gözümden hayatım bir film şeridi gibi geçi yordu.

ve en önemlisi o teyze gelmişti gözümün önüne. sivas gürün deki o teyze gelmişti. gözleri bana bakıyordu, güleç bir şekilde…

araba yolun ortasına kutu gibi düşmüştü. çok işlek bir anayol olduğundan bir vasıta gelip bize çarpabilirdi.

ama biz o hurdaya dönen araçtan sağ çıkmıştık. şoför arkadaşın tarafındaki kapı takla esnasında kopmasına rağmen emniyet kemeri ve de hava yastığı sayesinde hiç bir hasar almamıştı. arkada uyuyan arkadaşımda yastıklar çantalar v.s olduğu için fazla hasar almamıştı. ben ise emniyet kemerimi de çıkarmıştım, benim tarafımda hava yastığı da yoktu ve şükürler olsun benim tarafımdaki kapı hiç açılmamıştı.

başıma yedi dikiş atılmış bazı yerlerim çizilmişti.

yüce allah’ımız canlarımızı bize bağışlamıştı. gönülden yaptığınız iyilikler belki bir gün size, bir şekilde vesile olabilir.

son…

hayatınız hep ay ışığı kadar parlak ve aydınlık olsunki, aydınlıkta yürüyün ve ışığınızdan faydalananlar olabilir, unutmayın…
sevgilerle, rıfat erdemir…..


Rıfat Erdemir

Kartal Busbey
06-22-2008, 07:48
Tesekkürler.... :)