ANUBİS
09-15-2007, 14:27
Güzel bir gündü. İnsanlar nadir de olsa sokaklarda görünüyordu. Arabalar her zaman olduğu gibi hiç bitmeyecek geçişleri ile kendi güzergahlarındaydı.
Halit sigara içmek için balkona çıktı. Kalın bir motor sesi duydu. Önemsemedi. Sigarasını yaktı, içmeye başladı.
Kalın sesli motor hala susmamıştı. Halit başını eğip baktı. Bu belediyeye ait uzun kepçeli bir grayderdi. Anlam veremedi. Yollar inşaat halinde değildi. Belediye ise durduk yere bu iş makinesini göndermezdi. Az sonra bir zabıta aracı iş makinesinin olduğu yöne doğru gitti. Hemen sol yola direksiyon kırdı.
Bir şeyler dönüyordu. Araçların gelmesi dikkat celbediyordu. Halit “belediyenin rutin işleridir.” Diye söylendi. Ama az sonra bir polis arabasının gelmesi ve aynı yola direksiyon kırması akabinde uzun kepçeli iş makinesinin de o yöne gitmesi bir renk oluşturuyordu.
Halit “ hayra alamet değil.” Diye söylendi. Sigarasını bitirmişti ki balkondan evin cümle kapısına yöneldi. Ayakkabılarını giyip yola çıktı. Heyecanlıydı. Aklına yağmur kafe geldi. Bundan birkaç ay evvel zabıtalar oraya gelmiş işlemler yapmıştı. Halit kafe sahibi Hasan dayıya sorunca durumu anlamıştı. Belediye tebligat için gelmişti. Ondan kafenin üst katını yıkmasını istiyorlardı.
Halit köşeyi döner dönmez kafe önündeki kalabalığı görünce yıkım için orada olduklarını anladı.
Hasan dayı ortalıklarda görünmüyordu. Kargaşaya telaş hakimdi. Hasan dayının oğulları Metin, Onur, Ali, hararetle zabıta ve polislerle tartışıyordu.
Halit kalabalığın içine daldı. Olayı seyre koyuldu. Birkaç üniversiteli alış veriş için kafeye girip çıkıyor, hemen karşıda duran okullarına gidiyordu.
Kafenin üst katında Ali göründü. O öğrencilere okulun bahçesinde durmalarını, olayı oradan seyretmelerini söylemişti. Bu şekilde zabıta taraftarı gibi görünmeyeceklerdi.Şimdi onlar on yirmi kişi okulun bahçesindeydiler.
Ali kafenin ikinci katından “burayı kimseye yıktırmayacağız.” Diye yüksek sesle konuşuyordu. “Buraya gazeteci getirin. Her şeyi anlatacağız. Ondan sonra yıkıma izin veririz.” Diyordu.
Halit bir anda Hasan dayıyı kafenin ikinci katında gördü. Elinde bıçak bağırıyordu. “Eğer burayı yıkarsanız bıçakla kendimi keserim.” Diyordu. Aşağıdan söylenmeler gelmeye başladı.
Halit seyirci kalmamaya karar verdi. Kafeye yaklaştı. Yukarıya doğru “Hasan dayı yardım için yanına geleyim mi?” dedi.
Hasan dayı “yok, gerekmez.” Diye konuştu.
Aradan bir hayli zaman geçti. Hasan dayı yıkımı onaylamıştı. Belediye iş makinesi uzun kepçesi ile kafenin ikinci kat tavanına üç dört delik açtı. Yan duvarlarını da yıktı. Kafeye fazla zarar verilmemişti.
Sonraki günler olay farklı seyretti. Halit Hasan dayı ile bir sohbet esnasında kendini şikayet edenin hemen yandaki kafe sahibi emekli zabıta Durmuş olduğunu söyledi.
Halit “gelin barışın. Yarın zabıta Durmuş ölürse ahirette allahın huzurunda daha karlı çıkarsınız.” Dedi.
Hasan dayı barışma taraflısı değildi. Gerekçe olarak hem yıkımı hemde olay esnasında Zabıta Durmuş’un küçünk kızının kendilerine “oh olsun” tarzında nispet yapmasını gösteriyordu. O an Hasan dayı kötülüğü bilinçli olarak yaptıklarını ima ediyordu.
Bir sabah vaktiydi. Güneş henüz doğmamıştı. Halit uyanıverdi. Kahvaltı için odasından aşağıya indiğinde babası ile karşılaştı. Heyecanla “ zabıta Durmuş ölmüş.” Diyordu.
Halit “nasıl ölmüş?” diye sordu.
Babası “demin namazda beraberdik. O camiden çıkınca evine gitmiş. Bir anda kalp krizi gelmiş.” Dedi
Halit Allah’tan rahmet diledi. Düşündü.Bu Hasan dayının zabıta Durmuş’a bedduası değildi. Onu yıkım heyecanı öldürmüştü.”
Telif Sahibi: Tuna Mustafa YAŞAR
Halit sigara içmek için balkona çıktı. Kalın bir motor sesi duydu. Önemsemedi. Sigarasını yaktı, içmeye başladı.
Kalın sesli motor hala susmamıştı. Halit başını eğip baktı. Bu belediyeye ait uzun kepçeli bir grayderdi. Anlam veremedi. Yollar inşaat halinde değildi. Belediye ise durduk yere bu iş makinesini göndermezdi. Az sonra bir zabıta aracı iş makinesinin olduğu yöne doğru gitti. Hemen sol yola direksiyon kırdı.
Bir şeyler dönüyordu. Araçların gelmesi dikkat celbediyordu. Halit “belediyenin rutin işleridir.” Diye söylendi. Ama az sonra bir polis arabasının gelmesi ve aynı yola direksiyon kırması akabinde uzun kepçeli iş makinesinin de o yöne gitmesi bir renk oluşturuyordu.
Halit “ hayra alamet değil.” Diye söylendi. Sigarasını bitirmişti ki balkondan evin cümle kapısına yöneldi. Ayakkabılarını giyip yola çıktı. Heyecanlıydı. Aklına yağmur kafe geldi. Bundan birkaç ay evvel zabıtalar oraya gelmiş işlemler yapmıştı. Halit kafe sahibi Hasan dayıya sorunca durumu anlamıştı. Belediye tebligat için gelmişti. Ondan kafenin üst katını yıkmasını istiyorlardı.
Halit köşeyi döner dönmez kafe önündeki kalabalığı görünce yıkım için orada olduklarını anladı.
Hasan dayı ortalıklarda görünmüyordu. Kargaşaya telaş hakimdi. Hasan dayının oğulları Metin, Onur, Ali, hararetle zabıta ve polislerle tartışıyordu.
Halit kalabalığın içine daldı. Olayı seyre koyuldu. Birkaç üniversiteli alış veriş için kafeye girip çıkıyor, hemen karşıda duran okullarına gidiyordu.
Kafenin üst katında Ali göründü. O öğrencilere okulun bahçesinde durmalarını, olayı oradan seyretmelerini söylemişti. Bu şekilde zabıta taraftarı gibi görünmeyeceklerdi.Şimdi onlar on yirmi kişi okulun bahçesindeydiler.
Ali kafenin ikinci katından “burayı kimseye yıktırmayacağız.” Diye yüksek sesle konuşuyordu. “Buraya gazeteci getirin. Her şeyi anlatacağız. Ondan sonra yıkıma izin veririz.” Diyordu.
Halit bir anda Hasan dayıyı kafenin ikinci katında gördü. Elinde bıçak bağırıyordu. “Eğer burayı yıkarsanız bıçakla kendimi keserim.” Diyordu. Aşağıdan söylenmeler gelmeye başladı.
Halit seyirci kalmamaya karar verdi. Kafeye yaklaştı. Yukarıya doğru “Hasan dayı yardım için yanına geleyim mi?” dedi.
Hasan dayı “yok, gerekmez.” Diye konuştu.
Aradan bir hayli zaman geçti. Hasan dayı yıkımı onaylamıştı. Belediye iş makinesi uzun kepçesi ile kafenin ikinci kat tavanına üç dört delik açtı. Yan duvarlarını da yıktı. Kafeye fazla zarar verilmemişti.
Sonraki günler olay farklı seyretti. Halit Hasan dayı ile bir sohbet esnasında kendini şikayet edenin hemen yandaki kafe sahibi emekli zabıta Durmuş olduğunu söyledi.
Halit “gelin barışın. Yarın zabıta Durmuş ölürse ahirette allahın huzurunda daha karlı çıkarsınız.” Dedi.
Hasan dayı barışma taraflısı değildi. Gerekçe olarak hem yıkımı hemde olay esnasında Zabıta Durmuş’un küçünk kızının kendilerine “oh olsun” tarzında nispet yapmasını gösteriyordu. O an Hasan dayı kötülüğü bilinçli olarak yaptıklarını ima ediyordu.
Bir sabah vaktiydi. Güneş henüz doğmamıştı. Halit uyanıverdi. Kahvaltı için odasından aşağıya indiğinde babası ile karşılaştı. Heyecanla “ zabıta Durmuş ölmüş.” Diyordu.
Halit “nasıl ölmüş?” diye sordu.
Babası “demin namazda beraberdik. O camiden çıkınca evine gitmiş. Bir anda kalp krizi gelmiş.” Dedi
Halit Allah’tan rahmet diledi. Düşündü.Bu Hasan dayının zabıta Durmuş’a bedduası değildi. Onu yıkım heyecanı öldürmüştü.”
Telif Sahibi: Tuna Mustafa YAŞAR