“cihadin Manevî Anlami” [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : “cihadin Manevî Anlami”


ρυяєgση
09-16-2007, 17:23
“CİHADIN MANEVÎ ANLAMI”

“Ve Biz’im uğrumuzda cihad edenleri elbette Yollarımıza iletiriz. Allah muhakkak ki iyilik edenlerle birliktedir.” (Ankebut, 69)

“Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz” (Hadis)

“Şu anda Batı’daki İslâm imajının cihadın manasını anlamaya ne denli bağlı olduğu düşünülürse, İslâm geleneğinin bu anahtar fikri asırlardır yaşattığı yol ve onun İslâm maneviyatıyla ilişkilendiği tarzı anlamak da o denli önemli hale gelmektedir.” (S.31)

“Kelime, ‘çabalamak’ veya ‘uğraşmak’ manasına gelen chd kökünden türetilmiştir. Batı dillerine ‘kutsal savaş’ olarak çevrilmesi, cihadın, İslâm’ın Batı’daki genel yanlış kabûlü olan ‘kılıç dini’ kavramı karşısında manevi ve içsel önemini kaybetmesine ve asıl anlamının çarpıtılmasına yol açmıştır.” (S.31-32)

“İnsan hem mânevi hem de cismânî bir varlıktır: kendi başına küçük bir kâinattır (mikrokozmos). Bunun yanında insan, içinde bazı ihtiyaçlarının karşılandığı ve varlığının bazı yönlerinin geliştirildiği bir toplumun da üyesidir.”

“Onda hem aşk, hem nefret, hem cömertlik, hem tamahkârlık, hem şefkat, hem de saldırganlık vardır.”

“En zahiri anlamda cihad, dar-ul İslâm’ı yani İslâm âlemini gayri-İslâmî güçlerin işgal ve sızmalarına karşı korumak demektir.” (S.33)

“Savaşlardan dönerken, Peygamber’i Zişân (s.a.v.) ashabına daha büyük bir savaşa dönmekte olduklarını buyurmuştur: İnsanın aslî ve Allah vergisi tabiatı olan, Allah’ın rızasına uygun yaşamasını engelleyen bütün iç güçlere karşı savaştır bu.”

“İslâm tarihinin ortaya koyduğu gibi, İslâm savaşa ve sonuçlarına göz yummamış, aksine onu sınırlamaya çalışmıştır. Dünya savaşları ve masum insanların ‘medenîler’ce katledilmeleri olayları, dinin cihadı olumlu gördüğü bir medeniyetin ürünü değildir.” (S.34)

“Cihad, insanın kendisinden başlayarak dış çevresinde de adâletin oluşmasını öngörür. Bir kimsenin hakkını ve iffetini, ailesinin ve kendisinin namusunu koruması da bir cihaddır ve dinî bir görevdir. Şeriat’ın vurguladığı, aileden başlayarak bütün ümmete uzanan bağların kuvvetlendirilmesi de benzer bir görevdir.” (S.34-35)

“İslâmi ibadetlerin temelini oluşturan günlük namazlar (salât) yine, insanı kâinatın ritmiyle âhenkli olan daimi bir ritme kavuşturan kesintisiz bir cihaddır.” (S. 35)

“Aynı şekilde, insanın dış dünyanın ihtirasları ve aldatmasına karşı direnmesinin ve iç saflığın zırhını giydiği Ramazan orucu da, iç cihad olmaksızın ortaya çıkamayacak bir zühd ve iç disiplini gerektirir. İslâm âleminin Kâbesi olan Mekke’ye yapılacak Hacc için uzun hazırlıklar, çabalar, genellikle sıkıntılar ve sürekli zorluklarla karşılaşılması gereklidir. O, Peygamber’in ‘Hac bütün cihadlarınen üstünüdür’ sözüne yakışacak büyük bir çaba ve mücadele ister.”

“Nihayet, zekât ve dini diğer vergilerin verilmesi de bir cihad türüdür, zira böylece kişi servetinin bir bölümünden vazgeçerek tamahkârlığa ve nefsinin hırsına karşı bir harp açmak durumundadır, yine zekâtın bir çok şekilde verilebilmesi toplumdaki iktisadî adaletin tesisini kolaylaştırır.” (S.36)

“İnsanın gerçekte kim olduğunu unutması, ikinci bir tabiatı haline getirdiği ruhundaki bezginlik, pasiflik ve vurdum duymazlığı giderme de yine cihadı oluşturur.” (S.36)

“Son olarak insanın, yalnızca Allah’u Teâlâ’nın mutlak olduğunu ve sadece Nefs’in ‘ben’ diyebileceğini idrak etmesi, ruhunu gaflet uykusundan uyandırması ve onun yaratıldığı hikmet uğruna yüce bilgiyi kazanması en üstün cihaddır denilebilir.”

“Kemale doğru uzanan İslâm yolu, bu yolun dünyadaki banisi Sevgili Peygamberimiz’in işaret ettiği büyük cihadla anlaşılabilir.”

“Her nefes alışta, bizim irademiz dışında ve bizi yaratan Allah-u Teâlâ tarafından murad edildiği kadar işleyen ömür saati, vücudumuza hayat kazandıracak cihadla idame etmektedir.”

“İnsan ruhu için alınan her nefes, bütün yaratılmışların geldikleri ve dönecekleri o en yüce kutsal isim kalblerde yankılanana ve gafletten tamamiyle uyanıncaya kadar insanın iç cihadı sürdürmesi gerektiğini tekrarlar. Peygamberimiz, ‘insanoğlu gaflettedir, öldüğünde uyanır’ buyurmuşlardır.” (S. 37)