Necmüddin Kübra [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Necmüddin Kübra


ρυяєgση
09-16-2007, 17:32
Necmüddin Kübra

[Kaddesallahu Sırrıhulaziz]

Türk dünyasında yaşayan tasavvufi hayatın " insana yönelik" ve " aksiyoner" karekteri ile sosyal hayatın tam ortasında yeraldığını; hatta, sosyal hayatı yönlendırdığine daha önce işaret etmiştik. Böylece genel kanaatin aksine Türk sufisi "pesifist" temayülleri olan "miskin bir mistik" değil; tesbih çekebildiği kadar kılıç da çekebilen, gönülleri olduğu kadar kaleleri de fethedebilen bir "mücahid"dir. Yaygın kullanılan deyimlerle ifade edersek, "cihad-ı ekber" olan nefs ile savaşı yapma azmindeki bir mürşid için daha kolay olan "cihad-ı asgar"dan yüz çevirmek yani Allah yolunda savaşmaktan geri kalmak düşünülemez. Bunun en güzel örneğini göstersnlerden birisi Türkistan'lı şeyh ve adıyla anılan Kübreviyye tarikatinın kurucusu Necmüddin Kübra'dır.

Orta Türkistan'da, Aral gölü civarındaki Harezm bölgesinde 1145'de doğan Necmüddin Kübra, doğduğu bölgedeki eğitiminden sonra, önce Mısır, daha sonra da Tebriz ve Nişabur'da hadis, fıkıh, kalem gibi İslam'ın zahiri ilimlerini tahsil etti. Tebriz'de iken tasavvufi düşünce ile karşılaşan Necmüddin Kübra olgunluk döneminde tamamen tasavvufa yöneldi ve nihayet doğduğu topraklarda irşad ile görevlendirilerek Harezm'de irşad ve tebliğe başladı.

"Velitraş" (=veliyontucu) namıyla da tanınan Necmüddin Kübra himmeti büyük bir mürşiddir; bu lakab O'na da himmeti ile her bağlısını kısa sürede erdirmesi sebebiyle verilmiştir. Coşkulu bir sufi olan Necmüddin Kübra vecd halinde iken bakışları kime ulaşsa manevi derecelere ulaştırırdı. Bir rivayete göre birgün dostları ile zikir halkasında otururlarken bir kartalın bir serçeyi pençesine almakta olduğunu gördüler. Hazret-i Şeyh'in nazarı ilişen serçe kartalı kanadından tutarak yere çaldı. Bu vakayı işaret eden Yunus Emre tasavvufi hikmetler ve remizlerle dolu bir şiirinde:

"Bir sinek bir kartalı

Salladı vurdu yer.

Yalan değil gerçektir

Ben de gördüm tozunu.."

diyerek Necmüddin Kübra'nın himmetinin büyüklüğünü işaret etmektedir.

Daha sonra bahsedeceğimiz şehadetine kadar Harezm bölgesinin manevi başbuğu olarak yaşayan Necmüddin Kübra bugün bile Türkistan'daki en verimli İslami merkezlerden olan Harezm bölgesinde sünni İslami geleneğin sarsılmaz bir şekilde kökleşmesini sağlamıştır. Bir rivayete göre Harezm bölgesinin en büyük alimlerinden olan ve "Mefatih-ül Gayb" adlı şaheser tefsirin müellifi olan Fahrüddin Razi ile bir sohbetinde O'na "Hakk'ı ne ile bilirsin?" diye soran Necmüddin Kübra, Razi'den "Yüz kadar burhan (=delil) ile " şeklindeki cevabı alır.Şeyh, cevaben "Delil bir konudaki şüpheyi gidermek içindir; Allah benim kalbime öyle bir nur vermiş ki, onun yanına asla şek ve şüphe yanaşamaz" der. Bunun üzerine devrin en ünlü zahir alimi olan İmam Fahrüddin Razi, Necmüddin Kübra'ya bağlanır ve müridi olur. B öylece Harezm bölgesinde zahir ve batın ilminin iki zirvesi kavuşmuş olur. Harezm bölgesi o günden bu yana bütün Türkistan'ın en önemli ilim merkezi olarak varlığını günümüze kadar sürdürmüştür.

İbn Batuta Seyahatnamesinde anlatıldığına göre İslami uygulamalarında titizlikleriyle tanınan Harezmşahlar döneminde yaşayan Necmüddin Kübra saray sultanları ile mesafeli bir ilişkide ve irşad çalışmaları sırasında herhangi bir engelleme ile karşılaşmamıştır. Ancak Harezmşahlardan Sultan Muhammed'in sonradan pişman olarak Necmüddin Kübra'dan özür dilemesine yolaçan bir komplo ile Şeyh'in halifesi Mecdüddin Bağdadi'yi öldürtmesi üzerine Harezmşahlarla arası açılan Necmüddin Kübra'nın bedduasını alan Harezmşahlar bundan sonra tasavvuf geleneğinde "Evliya bedduasını almış sülale " olarak anılmıştır. Rivayete göre özür dileyen Sultan Muhammed'e bildirdiği gibi bu cinayetten sonra Moğol istilasına uğrayan Harezm bölgesinin uğradığı felaketlerle Şeyh'in bedduası vesile olmuştur.

Kaynaklarda "Seyyid-ül Şüheda ve'l Evliya" (Şehidlerin vee Velilerin Efendisi) olarak da zikredilen Necmüddin Kübra'nın nitelikleri arasında "Kınayanın kınamasından korkmama" özelliği vurgulanmaktadır. Cihad-ı ekber'in en büyük fetihlerini yaşayan Necmüddin Kübra, cihad-ı asgar gerektiğinde nasıl davranılacağını, Harezm bölgesinin uğradığı Moğol saldırısında ortaya koyduğu dişe diş mücadelesi ile göstermiştir.

Bütün kaynakların ittifak ettiği şekilde Moğol küffarı ile cenk ederken şehid olan Necmüddin Kübra'nın şehadetini anlatan eserde:" ...Küffar Harezm'e geldiğinde Şeyh beraberlerindekinei biraraya topladı, 600 kişi kadardılar. Bu sırada Şeyh'in bedduasına uğramış olan Harezm Sultanı şehri terkeylemişti.Küffar sultanı yakalamak üzere Harezm'i kuşattığında Şeyh önde gelen müridlerini çıkardı ve "Tez kalkınız ve beldelerinize gidiniz, doğudan çıkan bu yalın ateş batıya kadar yaklaşmıştır ve bu bir büyük fitnedir ki ümmet içre onun misli görülmemiştir"dedi. Buna karşılık da bazı müridleri "Ne ola ki, Hazret-i Şeyh bir dua eylesede bu fitne müslüman yurtlarından defolsa..." Şeyh buyurdu ki " Bu bir hükm-ü kazadır ki def'i mümkün değildir." Bunun üzerine hep beraber Horasan taraflarına çekilmeyi teklif ettiğinde Şeyh buyurdu ki "Ben burada şehid olmak dilerim ve bana başka yeregitmeye izin yoktur." Müridlerin bir kısmı Horasan taraflarına doğru yöneldiler. Şeyh ardakalan müridlerini çağırarak " Geliniz, Allah yolunda O'nun ismini yüceltmek için savaşalım" dedi . Ve hanesine girip saglamca kuşandı, önü açık bir hırka giydi ve her iki koltuğunu taş ile doldurdu; eline bir sapan alarak dışarı kafirlerin karşısına çıktı hiç bir taşı kalmayana kadar küffara karşı savaştı. Bu sırada kafirler de Şeyhi ok yağmuruna tutmuştu. Bir ok mübarek sinesine dokunmuştu. Çekip çıkardı ve onun üzerine düşerek vefat eyledi.(1221) Derler ki şehid olduğu vakitte bir kafirin perçemini tutmuş idi. Şehadetten sonra kimse onu Şeyh'in elinden kurtaramadı. Akıbet o kafirin perçemini kestiler..." Babası Bahaeddin Veled ve dostu Şems-i Tebrizi'nin mürşidi Baba Kemal Cendi'nin de şeyhi olan Necmüddin Kübra'nın şehadetine işaret eden ve bağlılığını Hazret-i Şeyh'e ulaştıran Mevlana Celaleddin-i Rumi:

"Biz şöyle bir izzet kerem kavmindeniz;

Her nefes bize hoşça kadeh sunarlar

Biz kıymetsiz müflislerden değiliz ki;

Bize efsun edip de zayıf tutalar.

Biziz bir elde iman şarabı içen:

Bir elde kafir perçemini tutanlar..."

mısraları ile nefs tezkiyesi ile küfre karşı savaşın birlikteliğini dile getirmektedir.

Mevlana'nın babası Bahaeddin Veled vee Necmüddin Daye gibi müridleriyle o yıllarda Türkleşme sürecini yaşayan Anadolu'da gelişmekte olan tasavvufi hayatı derinden etkileyen Necmüddin Kübra, tarikatının Anadolu'da yaygınlaşmamasına karşılık bugün de Orta Türkistan'da Harezm merkezli olarak yaşayan Kübreviyye tarikatı yoluyla Türk dünyasında kalıcı tesirlerini icra etmeye devam etmektedir.