Levh-i mahfuz ve Ümm-i kitap [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Levh-i mahfuz ve Ümm-i kitap


ölüm var ölüm
09-17-2007, 09:08
Levh-i mahfuz ve Ümm-i kitap
Sual: Kitaplarda yazılı olan Levh-i mahfuz ve ümm-i kitap aynı şey midir?
CEVAP
Evet, kitaplarda birbirinin yerine kullanıldıkları görülüyor.

Levh-i mahfuz, ezeli ve ebedi, olmuş ve olacak her şeyin Allahü teâlânın indinde yazılı olduğu kitap, levha demektir. [Şimdi küçük bir diske bir çok kitaptaki yazılar alınıyor. Bu bilinince Levh-i mahfuzun nasıl bir levha olabileceği az çok hayal edilebilir, daha iyi anlaşılabilir.]

Allahü teâlâ dilerse Levh-i mahfuzda değişiklik yapabilir. Mesela, insanın işine göre ömrü ve rızkı değişir. İyiler kötü, kötüler iyi olarak değiştirilebilir. Resulullah efendimiz her zaman, (Ey büyük Allah’ım! Kalbleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren, ancak sensin. Kalbimi, dininde sabit kıl, dininden döndürme, ayırma!) anlamındaki (Allahümme, ya mukallibelkulub, sebbit kalbi, ala dinik) duasını okurdu. Hadis-i kudside, (İnsanların kalbi Rahmanın kudretindedir. Kalbleri, dilediği gibi çevirir) buyurulmuştur. (Taberani)

Levh-i mahfuza ilk olarak, (Benden başka Allah yoktur. Muhammed aleyhisselam benim resulümdür ve habibimdir ve her şey benim mahlukumdur. Her şeyin Rabbiyim, Halıkıyım) yazıldı. Sonra, Peygamberleri ve kıyamete kadar gelecek insanların iyileri, said olarak, kötüleri de, şaki olarak yazıldı. Rad suresindeki, (Allahü teâlâ, dilediğini siler. Dilediğini değiştirmez. Ümm-ül-kitap, Ondadır) mealindeki âyet-i kerime, levh-i mahfuzu bildirmektedir.

Ümm-i kitap, kitabın anası demektir. Ezeli olan kelam-ı ilahinin ismidir. Melekler, bunu anlayamaz. Zamanlı değildir. Yani burada zaman yazılı değildir. Bunu Allahü teâlâdan başka kimse bilemez. Hiç yok olmaz. (Kaza kader risalesi)

Allah sevgisi ve Allah korkusu
Sual: Allah sevgisi ile Allah korkusu nasıl olmalıdır?
CEVAP
Allah sevgisi, diğer sevgilerden farklı olduğu gibi, Allah korkusu da diğer korkulardan, düşman korkusundan çok farklıdır. Allahü teâlâ bizi yoktan var etmiş, bize sayılamayacak kadar çok nimet vermiştir. Bunların en kıymetlisi olarak da bize hidâyet vermiştir. Dostlarına büyük nimetler verdiği gibi, düşmanlarından da intikam alır ve hiç kimseden de çekinmez. Bu yüzden Allahü teâlâyı hem sevmek, hem de Ondan korkmak gerekir. Bir hadis-i şerif meali:
(Eğer kul, Allahü teâlânın ne kadar affedici olduğunu bilseydi, haram işlemekten çekinmezdi. Azabının da ne kadar şiddetli olduğunu bilseydi, hep ibadet eder, hiç günah işlemezdi.) [Nesefi]

Allahü teâlânın istediği gibi, Allah’tan korkmaya takva denir. Takva, Allah’a iman edip, Onu sevmek, Ona kulluk etmek, yani Onun emir ve yasaklarına riâyet etmektir. Düşmandan korkmak takva değildir. Düşmana iman edilmez. Düşmanın Cennete ve Cehenneme koyma yetkisi de yoktur. Düşmanın sadece zarar vermesinden korkulur. Şu halde iki korku arasında çok fark vardır. Bir âyet-i kerime meali:
(Eğer iman etmişseniz, onlardan [düşmanlardan] değil benden korkun.) [Âl-i İmran 175]

Hiçbir ibadet, Allah korkusundan daha tesirli değildir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Allah korkusu her hikmetin başıdır.) [Taberani]

Allah’tan korkmak, bir zalimden korkmak gibi değildir! Bu korku, saygı ve sevgi ile karışık olan bir korkudur. Âşıkların, mâşuklarına [sevdiklerine] karşı yazdıkları şiirlerde, böyle korku içinde olduklarını bildiren şiirleri az değildir. Maşukunu [sevgilisini] kendinden pek yüksek bilen bir âşık, kendini o sevgiye layık görmeyerek, hislerini böyle korku ile anlatmaktadır.

İmansız için Allah korkusu ve Allah sevgisi bahis konusu olamaz. İmanlının da, imanın tadını bulması için, Allahü teâlâyı çok sevmesi ve kâfir olmaktan çok korkması gerekir. Bir hadis-i şerif meali:
(Allah’ı ve Resulünü her şeyden çok seven, yalnız Allah’ın sevdiklerini seven ve küfre düşme korkusu, ateşte yanma korkusundan çok olan kimse imanın tadını bulur.) [Buhari]

Dünyadaki bütün kötülükler, imansızlıktan, yani Allah’tan korkmamaktan ileri gelir. O halde, dinimizin bildirdiği şekilde Allah’tan korkmamız gerekir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Allah indinde en kıymetliniz, Ondan en çok korkanınızdır.) [Hucurat 13]

Kişi, bilmediği şeyi gereği gibi sevemez ve ondan gereği gibi korkmaz. Mesela bir bebek, bir parayı, kıymetini bilmediği için yırtabilir. Yılanı da oyuncak zannedip eline alabilir.

Allah’ı iyi tanıyan da, Onu çok sevdiği gibi, ondan da çok korkar. Allah’ı en iyi tanıyan da Resulullah olduğuna göre, en çok korkan da elbette Odur. Bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:
(İçinizde Allah’tan en çok korkan benim.) [Buhari]

Resulullahtan sonra Allah’tan en çok korkan Onun ilimdeki vârisleri olan Ehl-i sünnet âlimleridir. Bir âyet-i kerime meali:
(Allah’tan, kulları içinde, ancak âlimler [gereği gibi] korkar.) [Fatır 28]

Allah korkusu ve Allah sevgisi, insanları saadete kavuşturan iki kanat gibidir. Allahü teâlâdan korkan mümin, onu çok sever. Bir âyet-i kerime meali:
(İman edenlerin Allah sevgisi çok sağlamdır.) [Bekara 165]

Sıkıntıların sebebi
Sual: Bütün dünyada bitmek bilmeyen savaşların, sıkıntıların, felaketlerin sebebi ne olabilir?
CEVAP
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki:
Kavuştuğunuz her nimet, hep Hakka imanın hâsıl ettiği kardeşliğin neticesi ve Allahü teâlânın merhameti ve ihsanıdır. Gördüğünüz her musibet ve felaket de, nefretin ve düşmanlığın neticesidir. Bunlar ise, hakkı tanımamanın, zulüm ve haksızlık etmenin cezasıdır. Bu da, hukuku kendimizin kurmaya kalkışmanın, Hak teâlâ ile yarış edebilecek ortaklara uymanın, yani imansızlığın neticesidir.

Kalblerden geçenleri bilmek
Sual: Kalblerden geçeni ancak Allah bilir diye bir âyet var mı?
CEVAP
Evet bir çok âyet-i kerime vardır. Birkaçının meali şöyledir:
(İnsanı ben yarattım ve nefsinin kendisine fısıldadığını [ne düşündüğünü] bilirim ve ben ona şah damarından daha yakınım.) [Kaf 16]

(Allah onların kalblerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.) [Neml 74]
(Elbette Allah kalblerin içindekini hakkıyla bilir.) [Al-i İmran 119]
(Allahü teâlâ, kalblerinizde ne varsa hepsini bilir.) [Al-i İmran 154]

(Onlar, ağızlarıyla, kalblerinde olmayanı söylüyorlardı. Halbuki Allah, onların kalblerinde gizlediklerini elbette bilir.) [Al-i İmran 167]

(Onların kalblerinde olanı Allah bilir.) [Nisa 63]
(Allah kalblerde olanı bilir.) [Enfal 43, Zümer 7, Tegabün 4]
(Allah kalblerde olanı bilendir.) [Hud 5]

(Sözlerinizi gizleseniz de, açığa vursanız da birdir; O, kalblerde olanı bilir. Yaratan hiç bilmez mi?) [Mülk 13, 14]

Kalblerden geçeni yalnız Allahü teâlâ bilir. Bir de Onun bildirdiği enbiya ve evliya, Onun bildirdiği kadar bilir.

İman nedir
Sual: İman nedir?
CEVAP
İman, Muhammed aleyhisselamın Allahü teâlâ tarafından getirdiği emir ve yasakların tamamına beğenerek inanmak ve inandığını dil ile söylemek demektir. İman, Amentü'de altı esas olarak bildirilmiştir. Amentü şöyledir:
Âmentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rüsülihi vel yevmil ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel ba'sü ba'del mevti hakkun. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü.

[Yani, Allah’a, meleklerine, gönderdiği kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, öldükten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah’ın kulu ve son Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum.]

İman, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği dini, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadığına bakmadan tasdik etmek yani kabul edip, beğenip, inanmaktır. Akla uygun olduğu için tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. Tam olmayınca, iman olmaz. Allahü teâlâ, (Onlar gayba [görmedikleri halde Resulümün bildirdiği her şeye] iman ederler) buyuruyor. (Bekara 3) Resulü de, (Dini [dinin emir ve yasaklarını] aklı ile ölçenden daha zararlısı yoktur) buyurdu. (Taberani)

Yalnız Allah demek
Sual: Konuşurken, vaaz ederken (Allah diyor ki) demek uygun mu?
CEVAP
Uygun değildir, saygısızlık olur. Hatta Allah teâlâ demek de uygun değildir. Allahü teâlâ demelidir. Allahü teâlânın ismini söyleyince, işitince, yazınca, celle-celalüh, teâlâ gibi saygı sözlerinden birini söylemek, yazmak birincisinde vacib, tekrarında ise müstehabdır. Resulullah efendimizin ismini işitince salevat söylemek de böyledir. (Redd-ül muhtar)

Ezel ve ebed
Sual: Peygamber efendimiz, Miraca gidince, Cennet ve Cehennemdekileri gördü. Halbuki daha kıyamet kopmadı. Bunları nasıl gördü?
CEVAP
Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Resulullah, Mirac gecesinde zaman ve mekan dairesinden çıktı. Ezel ile ebedi, “bir an” olarak buldu. Başlangıçı ve sonu bir noktada birleşmiş gördü. Cennete gidecekleri Cennette gördü. (1/283)

Hazret-i Yezdan
Sual: “Yezdan” Zerdüştlerin iyilik tanrısına verdikleri isim imiş. Bu durumda mehter marşında geçen “Kur’anda zafer vaat ediyor, Hazret-i Yezdan!” ifadesi uygun mu?
CEVAP
Mahzuru yoktur.
Eski İran’ın en büyük dini olan, ateşe tapınmayı kuran Zerdüşt, putların arasından Yezdan ve Ehremen isminde iki uknum tayin etti. Yezdan iyilik tanrısı, Ehremen ise, kötülük tanrısı veya Yezdan’ın nur, aydınlık, Ehremen’in de zulmet, karanlık olması gibi, misli görülmemiş batıl bir itikad [inanç] ortaya koydu. (Cevap Veremedi kitabı)

Yezdan, ilah, mevlâ demektir. Onlar bu güzel ismi taptıkları şeye koymuşlar. Bundan dolayı Yezdan isminin kötü olması gerekmez. Putlarına Mevlâ ismini de koyabilirlerdi. Bu durumda Mevlâ isminin de kötü olması gerekmezdi.

Tevhid ehli
Sual: Bazıları, kendileri için “tevhid ehli” diyorlar. Her Müslüman tevhid ehli değil mi?
CEVAP
Elbette her Müslüman tevhid ehlidir. Öyle söyleyenler, kendilerine selefi diyen kimselerdir. Selefilik, Vehhabiliğin kamufle edilmiş hâlidir. Bunlar kendilerinden olmayana müşrik derler.

İmanda şüphe etmek
Sual: Mümin kendi imanı hakkında hiç şüphe etmemeli deniyor. Bu şüphe etmek ne demek, bunu vesveseden nasıl ayırt edeceğiz?
CEVAP
Benim imanım var mı yok mu diye şüphe olmaz, imansız ölebilirim diye korkmak lazım, Elhamdülillah imanlıyım demelidir. Ölünceye kadar imanım gitmeyecek diye karar vermeli. İmansız ölebilirim diye korkmak şüphe değildir, iman alametidir.

Sebepli yaratmak
Sual: Allahü teâlâ her şeyi adeti gereği sebepli mi yaratır? Sebep olmadan da yarattığı şeyler yok mudur?
CEVAP
Allahü teâlânın yaratması iki türlüdür:
Birincisi, (OL) der hemen o şey oluverir.
İkincisi ise sebeplerle yaratır. Allahü teâlânın âdeti, her şeyi sebeplerle yaratmaktır.

Çocuk olması için ana ve babayı sebep kılmıştır. Dilerse baba olmadan veya hem ana hem baba olmadan da yaratabilir. Mesela Hazret-i İsa’yı babasız, Hazret-i Âdem’i ise anasız babasız yaratmıştır. Mucize ve keramet böyle değildir. Allahü teâlâ bunları sebepsiz olarak, harika olarak yaratır. Sebebe yapışmak, Allahü teâlânın âdetine uymaktır. Allahü teâlânın sebepsiz yaratması, âdetin haricine çıkmak olur, harika olur.

En faziletli iman
Sual: En faziletli iman nedir?
CEVAP
İmanın altı şartına inanıp, hubbu fillah buğdu fillaha sahip olduktan sonra, hep Allahü teâlâyı hatırlamak, her işini dine uygun olarak, Allah için yapmaktır. Bir hadis-i şerif meali:
(En faziletli iman, nerede olursan ol, Allahü teâlânın seninle beraber olduğunu bilmendir.) [Taberani]