MuSTaFa
09-19-2007, 16:21
DIE WELT: Sayın ÖZDEMİR, Türkiye neden daha yeni Ermeni trajedisi tartışmalarına giriyor? Neden 1915' ,ten beri derin bir suskunluk var? Utanıldı mı ? Veya konu siyasi açıdan çok mu riskliydi? Veya soykırım- sorunu çok mu can sıkıcıydı?
ÖZDEMİR: Bu iyi bir soru. Bende bu soruyu çoğu kez kendi kendime sordum. Sanırım 1911' den 1923'e kadar süren kanlı ihtilafların, tehcirlerin ve göçlerin bir sonucuydu bu. Atatürk bütün bu olaylardan sonra bir rehabilitasyon politikası sürdürdü.
Ama şimdi başka şartlar hakim. Ermeni diasporası dünyayı bir soykırım tezine ikna etti ve bu önyargı Türkiye için ağır siyasi sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden bizim konuya açıklık getirmemiz gerekiyor. Biz bu konunun açık ve uluslararası tartışılmasını istiyoruz. Biz arşivlerimizi açtık. Bütün tarafları da bütün belgelerini masaya yatırmaları için çağırıyoruz.
DIE WELT: Türkiye'de de büyük bir önyargı varmış gibi gözüküyor. Bir soykırımın olmadığı savunuluyor.
ÖZDEMİR: Bizim öyle bir önyargımız yok. Başbakan Erdoğan bütün o zaman ki büyük güçlerin de katılımıyla oluşturulacak bir uluslararası tarihçi komisyonun kurulmasını önerdi. 0 zaman bütün taraflar ellerinde bulunan belgeleri masaya yatırsın. Eğer bir Ermeni soykırımı olduğunun sonucuna varılırsa biz bunu kabul edeceğiz.
DIE WELT: Bir önyargısız tartışma iyi bir öneriye benziyor. Bu neden Türkiye'de çok zor oluyor? Bazı görüşleri savunmak için siyasi baskı ağır mı?
ÖZDEMİR: Biz de Ermeni sorunu tartışmasıyla ilgili bir siyasi baskı yok.
DIE WELT: Nasıl yani? Kısa bir süre önce bu konu hakkında yapılması planlanan bir uluslar arası konferans Adalet Bakanı en kaba sözlü saldırıyla düzenlemeye hakaret ettikten sonra iptal edildi.
ÖZDEMİR: Konferans yine de düzenlenebilirdi. Kimse bu düzenlemeyi yapmamaları için zorlamadı. Ben şahsen bu konferansın gerçekleşmediğine üzüldüm, ama bu konferans zaten bir propaganda aracı olarak, Türkiye karşıtı kamuoyu yaratmak için düzenlenecekti.
DIE WELT: Almanya Türkiye'yi tarihiyle yüzleşmeye çağırdı.
ÖZDEMİR: Almanya büyük bir fırsatı kaçırdı. Almanya bu konuda ideal bir aracı olurdu. Bunun yerine tek taraflı bir karar verildi ve üstelik bizi hiç dinlemeden. Başbakan Erdoğan beni bizim anlayışımızı anlatmak için Berlin'e göndermeyi önerdi. Almanlar bunu reddetti.
DIE WELT: Soykırım tezini kabul etmek için hangi argümanları kabul ederdiniz ki?
ÖZDEMİR: Eğer birisi o zamanki hükümetin Ermenileri yok etme kastı olduğunu belgeleyen bir doküman gösterirse, o zaman kabul ederim. Tam tersi söz konusu. Ermeniler bize karşı savaştılar ve askeri sebeplerden dolayı tehcir edilmeleri gereklilik kazandı. Ve bütün dokümanlardan şu anlaşılıyor ki, hükümet sivilleri koruma çabasındaydı. Dahası insanları zarardan korumak için tehciri kıştan ilkbahara erteledi. O kadar insanin ölmesi savaşın yarattığı karmaşanın, istismarın ve ilkel koşulların bir sonucuydu.
DIE WELT: Bir yazılı yok etme emri Nazi-Almanyası'nda da yoktu. Bu açıdan bakıldığında holocaust da olmadı mı?
ÖZDEMİR: Bizde, Almanya'da Yahudilere karşı olan nefret gibi Ermenilere karşı nefret yoktu ve Ermeni nefreti Almanyada'ki antisemitizm gibi devlet ideolojisinin bir parçası değildi. Çıkış noktaları çok farklı.
DIE WELT: Tarihçi Erick Zürcher- ve diğer birçok kişi- iki operasyon olduğunu söylüyorlar. Kendiliğinden bir soykırıma yol açması mecburi/ kaçınılmaz olması gerekmeyen tehcir, ve Jön Türkler'in Teşkilat-ı Mahsusa olarak adlandırılan teşkilatının tehciri bir ölüm yürüyüşüne dönüştürmesini amaçlayan gizli bir operasyon?
ÖZDEMİR: Uluslararası bir tarihçi komisyonu çerçevesinde bütün belgeler masaya yatırılacaktır.
DIE WELT: Hangi belgeler? Teşkilat- ı Mahsusa'nın arşivleri yok edilmiş?
ÖZDEMİR: Bunu ben de okudum, ama bu doğru değilmiş gibi gözüküyor. Teşkilat-ı Mahsusa Başkanı Bahaettin Şakir kayınbiraderine arşiv belgelerinin, Teşkilat-ı Mahsusa'nın da belgeleri bulunduğu bir çanta veriyor. O ama yakalanıyor ve bundan sonra belgeler İngilizlerin elinde bulunuyor. Bunlar daha sonra, Jön Türkleri yargılamayla görevli olan bir mahkemeye veriliyor. 1930 yılında "Vakit" gazetesi bu belgelerin birçoğunu yayınlıyor.
DIE WELT: Ne yazıyordu orada?
Hikmet ÖZDEMİR: Bizim talep ettiğimiz uluslararası komisyon kurulursa bütün belgeleri masaya koyacağız.
DIE WELT: Willy Brandt'in Varşova'da diz çöküşü Polonya ve Almanya arasındaki ilişkiye yeni bir dönem noktası kazandırdı. Benzeri bir şey Türkiye ve Ermenistan için düşünülebilir mi?
ÖZDEMİR: Ben şahsen bütün Ermeni kurbanların/ mağdurların önünde eğiliyorum. Ama unutmamalıyız ki Ermeniler tarafından da 570 000 Türk öldürüldü. Bizim uzlaştırıcı hareketlere, her iki taraftan da gelen (karşılıklı olarak) ihtiyacımız var.
DIE WELT: 570.000 Türk kurbanları mı? Sonuç itibariyle sizce Ermeniler'den çok Türkler mi öldü?
ÖZDEMİR: Ermenilerin tarafında ölenlerin sayısı ülke nüfuslarına orantılı olarak daha yüksekti, somut sayı olarak Türklerden daha az Ermeni ölmüş olsa bile. Kesin olarak söyleyemeyeceğim, sayıları Kasım ayında yayınlayacağız.
DIE WELT: Bir uzlaşmaya nasıl ulaşılabilir?
ÖZDEMİR: Atatürk Dünya Savasından sonra İngiliz ve Avustralyalılara şunu söyledi: "Anneler göz yaşlarınızı dindirin. Sizin ölüleriniz bizim bağrımızdalar" Bu anlamda ölüleri birbirine karşı eşitlemeyi bırakmalıyız.
ÖZDEMİR: Bu iyi bir soru. Bende bu soruyu çoğu kez kendi kendime sordum. Sanırım 1911' den 1923'e kadar süren kanlı ihtilafların, tehcirlerin ve göçlerin bir sonucuydu bu. Atatürk bütün bu olaylardan sonra bir rehabilitasyon politikası sürdürdü.
Ama şimdi başka şartlar hakim. Ermeni diasporası dünyayı bir soykırım tezine ikna etti ve bu önyargı Türkiye için ağır siyasi sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden bizim konuya açıklık getirmemiz gerekiyor. Biz bu konunun açık ve uluslararası tartışılmasını istiyoruz. Biz arşivlerimizi açtık. Bütün tarafları da bütün belgelerini masaya yatırmaları için çağırıyoruz.
DIE WELT: Türkiye'de de büyük bir önyargı varmış gibi gözüküyor. Bir soykırımın olmadığı savunuluyor.
ÖZDEMİR: Bizim öyle bir önyargımız yok. Başbakan Erdoğan bütün o zaman ki büyük güçlerin de katılımıyla oluşturulacak bir uluslararası tarihçi komisyonun kurulmasını önerdi. 0 zaman bütün taraflar ellerinde bulunan belgeleri masaya yatırsın. Eğer bir Ermeni soykırımı olduğunun sonucuna varılırsa biz bunu kabul edeceğiz.
DIE WELT: Bir önyargısız tartışma iyi bir öneriye benziyor. Bu neden Türkiye'de çok zor oluyor? Bazı görüşleri savunmak için siyasi baskı ağır mı?
ÖZDEMİR: Biz de Ermeni sorunu tartışmasıyla ilgili bir siyasi baskı yok.
DIE WELT: Nasıl yani? Kısa bir süre önce bu konu hakkında yapılması planlanan bir uluslar arası konferans Adalet Bakanı en kaba sözlü saldırıyla düzenlemeye hakaret ettikten sonra iptal edildi.
ÖZDEMİR: Konferans yine de düzenlenebilirdi. Kimse bu düzenlemeyi yapmamaları için zorlamadı. Ben şahsen bu konferansın gerçekleşmediğine üzüldüm, ama bu konferans zaten bir propaganda aracı olarak, Türkiye karşıtı kamuoyu yaratmak için düzenlenecekti.
DIE WELT: Almanya Türkiye'yi tarihiyle yüzleşmeye çağırdı.
ÖZDEMİR: Almanya büyük bir fırsatı kaçırdı. Almanya bu konuda ideal bir aracı olurdu. Bunun yerine tek taraflı bir karar verildi ve üstelik bizi hiç dinlemeden. Başbakan Erdoğan beni bizim anlayışımızı anlatmak için Berlin'e göndermeyi önerdi. Almanlar bunu reddetti.
DIE WELT: Soykırım tezini kabul etmek için hangi argümanları kabul ederdiniz ki?
ÖZDEMİR: Eğer birisi o zamanki hükümetin Ermenileri yok etme kastı olduğunu belgeleyen bir doküman gösterirse, o zaman kabul ederim. Tam tersi söz konusu. Ermeniler bize karşı savaştılar ve askeri sebeplerden dolayı tehcir edilmeleri gereklilik kazandı. Ve bütün dokümanlardan şu anlaşılıyor ki, hükümet sivilleri koruma çabasındaydı. Dahası insanları zarardan korumak için tehciri kıştan ilkbahara erteledi. O kadar insanin ölmesi savaşın yarattığı karmaşanın, istismarın ve ilkel koşulların bir sonucuydu.
DIE WELT: Bir yazılı yok etme emri Nazi-Almanyası'nda da yoktu. Bu açıdan bakıldığında holocaust da olmadı mı?
ÖZDEMİR: Bizde, Almanya'da Yahudilere karşı olan nefret gibi Ermenilere karşı nefret yoktu ve Ermeni nefreti Almanyada'ki antisemitizm gibi devlet ideolojisinin bir parçası değildi. Çıkış noktaları çok farklı.
DIE WELT: Tarihçi Erick Zürcher- ve diğer birçok kişi- iki operasyon olduğunu söylüyorlar. Kendiliğinden bir soykırıma yol açması mecburi/ kaçınılmaz olması gerekmeyen tehcir, ve Jön Türkler'in Teşkilat-ı Mahsusa olarak adlandırılan teşkilatının tehciri bir ölüm yürüyüşüne dönüştürmesini amaçlayan gizli bir operasyon?
ÖZDEMİR: Uluslararası bir tarihçi komisyonu çerçevesinde bütün belgeler masaya yatırılacaktır.
DIE WELT: Hangi belgeler? Teşkilat- ı Mahsusa'nın arşivleri yok edilmiş?
ÖZDEMİR: Bunu ben de okudum, ama bu doğru değilmiş gibi gözüküyor. Teşkilat-ı Mahsusa Başkanı Bahaettin Şakir kayınbiraderine arşiv belgelerinin, Teşkilat-ı Mahsusa'nın da belgeleri bulunduğu bir çanta veriyor. O ama yakalanıyor ve bundan sonra belgeler İngilizlerin elinde bulunuyor. Bunlar daha sonra, Jön Türkleri yargılamayla görevli olan bir mahkemeye veriliyor. 1930 yılında "Vakit" gazetesi bu belgelerin birçoğunu yayınlıyor.
DIE WELT: Ne yazıyordu orada?
Hikmet ÖZDEMİR: Bizim talep ettiğimiz uluslararası komisyon kurulursa bütün belgeleri masaya koyacağız.
DIE WELT: Willy Brandt'in Varşova'da diz çöküşü Polonya ve Almanya arasındaki ilişkiye yeni bir dönem noktası kazandırdı. Benzeri bir şey Türkiye ve Ermenistan için düşünülebilir mi?
ÖZDEMİR: Ben şahsen bütün Ermeni kurbanların/ mağdurların önünde eğiliyorum. Ama unutmamalıyız ki Ermeniler tarafından da 570 000 Türk öldürüldü. Bizim uzlaştırıcı hareketlere, her iki taraftan da gelen (karşılıklı olarak) ihtiyacımız var.
DIE WELT: 570.000 Türk kurbanları mı? Sonuç itibariyle sizce Ermeniler'den çok Türkler mi öldü?
ÖZDEMİR: Ermenilerin tarafında ölenlerin sayısı ülke nüfuslarına orantılı olarak daha yüksekti, somut sayı olarak Türklerden daha az Ermeni ölmüş olsa bile. Kesin olarak söyleyemeyeceğim, sayıları Kasım ayında yayınlayacağız.
DIE WELT: Bir uzlaşmaya nasıl ulaşılabilir?
ÖZDEMİR: Atatürk Dünya Savasından sonra İngiliz ve Avustralyalılara şunu söyledi: "Anneler göz yaşlarınızı dindirin. Sizin ölüleriniz bizim bağrımızdalar" Bu anlamda ölüleri birbirine karşı eşitlemeyi bırakmalıyız.