TÜRK
09-23-2007, 00:08
FIRTINA
Saatlerdir, her kımıldadığında yıllardır ıstırap çekercesine gıcırdayan yataktaydı. Oda sanki üzerine sonsuzluğun yorgunluğu çökmüş gibi sessiz, tozlu ve hüzünlüydü. Gözlerini tavana sabitledi. Her dakika ona ıstırap vermekten zevk alırmışçasına sürünerek ilerliyordu. Zaman yavaşladı yavaşladı ve sonunda durdu. Sonra hızla geriye akmaya başladı ve malum yıla geldiğinde biraz göz atmaya karar verdi. Oysa o ne kadar isterdi zamanın durmadan akmasını... Ta ki o doğana kadar. Tüm günahlar, tüm yanlışlıklar, tüm acılar kaybolurdu. Tabi aynı zamanda mutluluklar ve güzelliklerde... Düşündü bunlar yeni bir başlangıç için riske girilecek kadar azdı. Feda etmeye hazırdı hepsini... Gözlerini kapattı. Rüzgar beyninde neşeli ıslıklarla dört dönüyordu. Tıpkı bu yaşlı odadaki tozlar gibi beynini ve ruhunu savuruyor zaten dengesiz olan benliğini darmadağın ediyordu. Birde bunlar yetmezmiş gibi hayatının yazılı olduğu tozlu kitabın sayfalarına yağmur yağıyordu. Birden bir fırtına patlak verdi.Her şey dönüp duruyordu içinde. Hayatı boyunca hiç bu kadar kötü hissetmemişti kendini. Sadece bir kez... Ah yıllardır peşini bırakmayan o an! Hep gözünün kenarında bir yerde havada asılı duran o an! Nasılda sadıktı, onu terk etmeyi yüzlerce kez denemesine karşın o, onu bir kez bile bırakmamıştı sıkı sıkı sarılmıştı, yinede sanki bu sarılış piton yılanının kurbanını öldürmeden önceki kucaklamasını hatırlatıyordu. Nasılda zalimdi, yıllardır ruhuna sadistçe işkenceler yapmıştı ama hala sıkılmamıştı, anlaşılan hala bu işten zevk alıyordu ki onu bırakıp gitmiyordu. Beynine sancılar giriyordu ne yani ruhundan sonra bedenini de mi ele geçirmişti! Her şey dönüp duruyordu beyninde, deliliğin sınırlarına dayanmıştı, farkındaydı. Yıllar önce lanetlediği tanrısına yalvarmaya başladı. Artık sınırlar yanı başındaydı, onu çağırıyorlardı. Sadece küçük bir adım... Sonra, sonra her şey bitecekti tüm bu acılardan kurtulacaktı, her şeyi unutacaktı, her şeyi... Zaten istediği de bu değil miydi? Yeni bir başlangıç? Her şeyi unutup yeniden başlamak... Ama yo onu kandıramazlardı belki uzun zamandır sağlıklı düşünemiyordu ama onlara kanmayacaktı. Bu yeni bir başlangıç değildi ki, unutmak çözüm değildi bunu içkide denemişti. Üstelik kim garanti edebilirdi ki her şeyi unutacağına? Elinde bir tek aklı kalmıştı, belki hastaydı, yorgundu ama onundu işte, elinde kalan tek şeydi. Hayır onu da vermeyecekti! Ama hala her şey dönüyordu, baki olan tek şey vardı o da O AN. Elindeki son kozunu kullanacaktı, son umudunu...Tekrar tanrısına yalvardı, yıllar önce inkar ettiği tanrısına...
Birden kepengin cama çarpmasıyla sıçradı yataktan. Dışarıda fırtına başlamıştı, Rüzgar sanki yıllardır hiç böyle eğlenmemiş gibi dans ediyordu, dar ve pis sokağı ıslatıyordu yağmur. Karşı taraftaki dükkanın adının yazılı olduğu levha deliler gibi sallanıyor ve beyinsiz bir köpek bu yeni eğlencesinin karşısına geçmiş aralıksız havlayarak onun gürültüsüne eşlik ediyordu, yalnızca arda bir o da fırtınaya yeni oyuncağından dolayı teşekkür demek için ulumalarıyla kesiliyordu.Sonra yeni dostuyla sohbetine devam ediyordu.
Kepenkleri kapattı ve odaya döndü. Her şey yerli yerindeydi. Yıllardır eski tanrılardan kalma bir mabette ki kutsal varlıklarmışçasına dokunulmamış tozlar eski yerlerinde belki de ilk kez kendilerinden memnun olarak ikamet ediyorlardı. Ve o, ruhu yılların ıstırabından yorgun düşmüştü ama mutluydu. Dışarıda fırtına tüm gücüyle devam ediyordu, ama ruhunu kasıp kavuran, aklını deliliğin sınırlarında şöyle bir dolaştırıp gelen fırtına sonunda dinmişti.
Yatağa geri uzandı, gözlerini tavana dikip tanrısına seslendi. Bu kez adını lanetlemek yada onu müritlerinin hayatlarıyla bir piyon umarsızlığıyla oynamakla suçlamak için değil sadece hayatında ilk kez yaptığı bir şeyi yapmak için af dilemek içindi.
Öznur 'Aredhel' IŞIR
Saatlerdir, her kımıldadığında yıllardır ıstırap çekercesine gıcırdayan yataktaydı. Oda sanki üzerine sonsuzluğun yorgunluğu çökmüş gibi sessiz, tozlu ve hüzünlüydü. Gözlerini tavana sabitledi. Her dakika ona ıstırap vermekten zevk alırmışçasına sürünerek ilerliyordu. Zaman yavaşladı yavaşladı ve sonunda durdu. Sonra hızla geriye akmaya başladı ve malum yıla geldiğinde biraz göz atmaya karar verdi. Oysa o ne kadar isterdi zamanın durmadan akmasını... Ta ki o doğana kadar. Tüm günahlar, tüm yanlışlıklar, tüm acılar kaybolurdu. Tabi aynı zamanda mutluluklar ve güzelliklerde... Düşündü bunlar yeni bir başlangıç için riske girilecek kadar azdı. Feda etmeye hazırdı hepsini... Gözlerini kapattı. Rüzgar beyninde neşeli ıslıklarla dört dönüyordu. Tıpkı bu yaşlı odadaki tozlar gibi beynini ve ruhunu savuruyor zaten dengesiz olan benliğini darmadağın ediyordu. Birde bunlar yetmezmiş gibi hayatının yazılı olduğu tozlu kitabın sayfalarına yağmur yağıyordu. Birden bir fırtına patlak verdi.Her şey dönüp duruyordu içinde. Hayatı boyunca hiç bu kadar kötü hissetmemişti kendini. Sadece bir kez... Ah yıllardır peşini bırakmayan o an! Hep gözünün kenarında bir yerde havada asılı duran o an! Nasılda sadıktı, onu terk etmeyi yüzlerce kez denemesine karşın o, onu bir kez bile bırakmamıştı sıkı sıkı sarılmıştı, yinede sanki bu sarılış piton yılanının kurbanını öldürmeden önceki kucaklamasını hatırlatıyordu. Nasılda zalimdi, yıllardır ruhuna sadistçe işkenceler yapmıştı ama hala sıkılmamıştı, anlaşılan hala bu işten zevk alıyordu ki onu bırakıp gitmiyordu. Beynine sancılar giriyordu ne yani ruhundan sonra bedenini de mi ele geçirmişti! Her şey dönüp duruyordu beyninde, deliliğin sınırlarına dayanmıştı, farkındaydı. Yıllar önce lanetlediği tanrısına yalvarmaya başladı. Artık sınırlar yanı başındaydı, onu çağırıyorlardı. Sadece küçük bir adım... Sonra, sonra her şey bitecekti tüm bu acılardan kurtulacaktı, her şeyi unutacaktı, her şeyi... Zaten istediği de bu değil miydi? Yeni bir başlangıç? Her şeyi unutup yeniden başlamak... Ama yo onu kandıramazlardı belki uzun zamandır sağlıklı düşünemiyordu ama onlara kanmayacaktı. Bu yeni bir başlangıç değildi ki, unutmak çözüm değildi bunu içkide denemişti. Üstelik kim garanti edebilirdi ki her şeyi unutacağına? Elinde bir tek aklı kalmıştı, belki hastaydı, yorgundu ama onundu işte, elinde kalan tek şeydi. Hayır onu da vermeyecekti! Ama hala her şey dönüyordu, baki olan tek şey vardı o da O AN. Elindeki son kozunu kullanacaktı, son umudunu...Tekrar tanrısına yalvardı, yıllar önce inkar ettiği tanrısına...
Birden kepengin cama çarpmasıyla sıçradı yataktan. Dışarıda fırtına başlamıştı, Rüzgar sanki yıllardır hiç böyle eğlenmemiş gibi dans ediyordu, dar ve pis sokağı ıslatıyordu yağmur. Karşı taraftaki dükkanın adının yazılı olduğu levha deliler gibi sallanıyor ve beyinsiz bir köpek bu yeni eğlencesinin karşısına geçmiş aralıksız havlayarak onun gürültüsüne eşlik ediyordu, yalnızca arda bir o da fırtınaya yeni oyuncağından dolayı teşekkür demek için ulumalarıyla kesiliyordu.Sonra yeni dostuyla sohbetine devam ediyordu.
Kepenkleri kapattı ve odaya döndü. Her şey yerli yerindeydi. Yıllardır eski tanrılardan kalma bir mabette ki kutsal varlıklarmışçasına dokunulmamış tozlar eski yerlerinde belki de ilk kez kendilerinden memnun olarak ikamet ediyorlardı. Ve o, ruhu yılların ıstırabından yorgun düşmüştü ama mutluydu. Dışarıda fırtına tüm gücüyle devam ediyordu, ama ruhunu kasıp kavuran, aklını deliliğin sınırlarında şöyle bir dolaştırıp gelen fırtına sonunda dinmişti.
Yatağa geri uzandı, gözlerini tavana dikip tanrısına seslendi. Bu kez adını lanetlemek yada onu müritlerinin hayatlarıyla bir piyon umarsızlığıyla oynamakla suçlamak için değil sadece hayatında ilk kez yaptığı bir şeyi yapmak için af dilemek içindi.
Öznur 'Aredhel' IŞIR