Işik Ve Aynalar [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Işik Ve Aynalar


TÜRK
09-23-2007, 00:08
IŞIK VE AYNALAR

Bulutların katılmadığı bir geceydi, dolunayın esrarlı ışığıyla dünyanın uyuştuğu. Bir de adam vardı, Mezarlıkta... Etraftaki tek canlı insan ve tek canı sıkılabilen. Bu tezatlık için buradaydı; diğer insanlarla anlamsızlaşıyordu sıkıntıları...



Onların gerçekliklerinin elinden tutmuş ' SAYGIN' sebepleri vardı; daha fazla kazanmak, daha çok tanınmak veya daha çok hükmetmek gibi... Adamın gerçekleriyse, caddede terkedilmiş yetimlerdi; kendilerini evlat edinecek 'SEBEPLERİ' bekliyorlardı, soğukta. Yoksa inanacaktı diğerlerinin, 'iyilik zayıflıktır' dediğine.



Bir mezar taşına yaslanmış, karanlık ruhunda sıkıntısının sebebini arıyordu, düşüncelerinin yordamıyla. Fakat bulduğu sadece karanlık... avuçladığı karanlık... her yer buz gibi karanlık. Bir ışık olsaydı ruhunu aydınlatabilen... ya da bir yıldız yönünü bildirebilecek!



Bilinci uyuştu. Karanlık demleniyordu içinde git gide... Uyumamalıydı... yoksa... yoksa... Yutulmaya başlandığı karanlıktan, ayın salep kıvamındaki ışığı uyandırırdı. Gözünü açtığında düşünceleri kamaştı ışıktan, 'günaydın!' dedi geceye, şaşkınlıkla. Ay gülümsedi, yıldızlar da... Adam aldırmadı buna; zaten mutsuz bir dolunay hiç görmemişti. Gece ne kadar karanlıksa ay ve yıldızlar o kadar mutlu, çevrelerini saran karanlığa rağmen.



Gökyüzünü seyretti uzun süre, ışığı ve ışığı örtemeyen karanlığı. Tüm soruların cevabı gibiydi gökyüzü, ya da yap-bozun bitmiş hali. Aşağıdaysa parçalar her yerde, darmadağın, silik. İnsan gökyüzüne bakarak doğruyu bulabilir miydi ? 'Yardım edin bana!'



Onu sadece dolunay duydu. Yıldızlarsa... Onlar Tanrı'nın ateşine sahip olmuş ermişlerdi; insanlardan uzak, sonsuzluğa yakın. Aysa bizim gibi, kaderimiz olan dünyanın gölgesinden kurtuldukça mutlu...



Dolunay, 'beni takip et', dercesine ay parçacıklarını döktü önüne. Adam tereddütsüz peşinden gitti

ışığın. Bir günebakan tarlasına vardılar. Dolunay ışığıyla örttü üzerlerini. Bir ürperti esti bükük boyunların arasından, bir fısıltı dolaştı kökten köke, yaşam hücum etti topraktan gövdeye. Başlar ağır ağır dikildi, binlerce çakır göz açıldı geceye. Dinlediler sevgilileri güneşin vahyini getiren meleği, rüyada gibi...



Adam büyülendi gördüğü manzaradan. Gece ve Dolunaya bakan günebakanlar... Daha önce aşkı anlatan böyle güzel bir resim görmemişti. Oradan ayrıldıklarında, arkalarında boynu bükük yürekler bıraktılar. Adam anladı ki onlar için aşk, yeni başlayan gün demekti.



Yorulduğunda dolunay, dinlenmek için bir bebeğin düşlerini seçti. Ruhu henüz meleklerin velayetinde; düşleri temiz suların düşleri kadar saf. Öyle masum ki!.. düşlerinde dinlenen ışığın farkında bile değil. Birlikte uyudular, aynı anadan doğmuş kardeşler gibi; ılık nefeslerini birbirlerinin yüzlerine üfleyerek... Bir zamanlar ışığın kendi düşlerinde de konakladığını anladı... karanlık mesafeler henüz onları yabancılaştırmadan önce. 'Sana tekrar kavuşmam için beni yetişkinliğe ulaştıran yolu geri mi yürümeliyim?..'



Dolunay 'hayır' der gibi yoluna devam etti. Adam olması gereken yer ve zamandaydı; gece olmasa yıldızlar görünmezdi. Bir denizin kıyısına kadar el ele yürüdüler. Dolunay adamı kumsalda bıraktı. Kendisi ipekten eteklerini sürüyerek denizin sahnesine çıktı. Tüm dünya sus pus oldu. Adam ilkokulda çıktığı müsamerede, ışıklar söndükten sonraki sessizliği hatırladı.



Bir ışık yağmuru başladı, bardaktan boşanırcasına. Sonra dalgalarda bir telaş... koşturup gittiler kıyılardan. Denizin göğsü kabardı... Birbirlerinin üzerinden ellerini uzatıyorlar, kadehlerini ışıkla doldurmak için yarışıyorlardı. Kutsal bir ayin gibi, kadehler elden ele dolaştı durdu, ışıktan sarhoş oluncaya kadar... Artık dalgalar kendinden geçmişlikle sallanıyor, suyun diliyle ilahiler söylüyordu. Dolunaya baktı. O da kendinden geçmiş, denizin üzerindeki görüntüsünün seyrine dalmıştı. Adamın ruhu tan vakti gibi ağardı... artık anlıyordu; eşsiz güzelliğin tek ihtiyacı: aynaydı. Aynaların en güzeli de, bir sevgilinin yüreği.



Orada gördüğü sadece yansıması değil, güzelliğinin aşkın elindeki sanatıydı. Ve ayna olabilmenin şartı da tertemiz bir ruha ve ruhunun arkasındaki sırlara sahip olmaktı... deniz gibi. 'Bunun için mi bu kadar çok su var... ve bunun için mi su, su oldu? Adam yaşamın sudan başladığını duymuştu. Şimdi de suya ilham veren aşkı anlıyordu. Ruhu iyice aydınlandı. İlk kez ışığın kendisini gördü. Tüm vücudu ürperdi... 'Demek bunun için bu kadar çok insan var!'

Murat YOLYAPAN

Kartal Busbey
06-29-2008, 08:39
Tesekkurler..;)