TÜRK
09-23-2007, 01:22
SESSİZ RHAPSODY
“Can çekişen aşkları da vurmalı”
I
Ebemgümeci zamanlarında çocukluk, damağımızda bir tattı. Seyisin tayını dörtnala koyuvermesini andıran muhteşem gözlerinin o bitimsiz yelesine takılan anlam; ele avuca sığmaz, uslanmazdı.
Susmayı kuşanan bir yalandı; sevmek. Tüm dillerde asla evcilleşmeyen, hep acıya çalan bir anlamdı bu. Kalemin ziftlendiği a. G. E. Dipnotunda sen vardırn. Ve sevgi dilenciliğinden terfi edilmiş gibiydi avuçlarımız. Bu yüzden, bir insanı tanımanın riskini taşıyor sürekli, yalnızlığı ellerimizin.
a
“Sırılsıklam bir suoku. Ancak bir dostun dosta gelmesi gibi
teklifsiz gözlerimiz. Yağmur ölümün parantezi. Dizboyu
ıslanıyorum.”
II
Kıraç bir irkilmedir, kokan dilin sürgününde aşka direnen parmaklarımızda fısıldaşan. Ateşböceği şiiri takılır sesimizin gelincik tonuna.
b
“Sen katılaştıkça eriyorum ve anlıyorum dil iklimimizin bir
olmadığını. Hüznün en mahrem yerlerinde gözlerim.”
III
Eylül gibi oturdu hüzün köşemize. Erguvan rengi vururdu o mahfuz ellerimizin çocuksu çatlaklığını. Alnımız vakur bir sancının çizgisinde ürperirdi. Ürperirdi “Büyüyünce unutulmayanı” öğütleyen yaşımızın ve yenilmenin gürbüz sabisi. Nasıl da ölüm tadındadır minyatür sevgiler.”
c
“Bismillah çekerek okuyoruz gözlerimizi.. Hayatımız hüzne
katık; bir dostun dönüşüne saklanmış ellerimiz vardır. Bildim ki,
öldüysem bir köpüktü kalan avuçlarımızda.”
IV
Aşkı konuşan cesarettir soluk alışlarımız. Gözbebeklerinin dipnotunda susan hep o çığlık; bizim savurgan hüznümüzde parçalanarak büyüyen. Lirik bir ödeşmedir, yüreklerimizde artıklaşan ödünç yitikliğimiz.
Gözyaşları, tenhalarda boy veren şöhret; biliyorum suru geciktiren senin nefesin.
Zaman her gün yeniden doğurur kendini, yıllanmış çocuk, ilk ustam, ilk yanılgım.
Bir sürgüne saldım ellerimde biten, dağların ardınca yağmalanan nef-i ebed... Bir daha dönmemeyi azdıran şehir istasyonları; ayrılığın kokusuna sinen radyasyon. “Bütün sevmeler kör” diyor oradan geçen biri!
d
“Hayatın alt alta, üst üste, yan yana değişmez toplamıydın; seni
sağlamayan sonuç yanıltırdı iki kere ikinin dörtlük saltanatını.”
Sevmek, ölümün sırtından gelişinin kolaylığıdır.”
V
Bir sonbahar süretinde yaşanan hüznün özleme çalan o mayhoş canhıraşlığında, yokluğun bir gece kapının eşiğine sessiz inen kışın sertliği kadar beklendik ama habersiz tıkırtısında, kapımı ardına kadar kilitliyorum.
e
“Gözyaşı, seninle aramda kurulan son cümle ve tek lisan.
Gözlerim şahitliğini bozmaz imlâsız sevmenin.”
VI
Senin bana erken benim sana geç kaldığım bu sebebi doğum günü artığı büyümüşlük hissiyle; takvimini yolarken ölüme yakınlaştıran sevginin olgunluğunda; bu iç çekişen yüzüne ölü toprağı atmaktır en iyi oyun. Ses tonlarımızın kavına vuran yüreğimizin çıplaklığını streleyen hasır bekleyişleri; oyunun hangi perdesinde taşları eteğimizden atıp, seyircilere karşı ağlayacağız. Suflörümüzün bir sayfa atladığını ve ezbere yaşayamayacağımızı ne zaman itiraflarımızın en saf çocuksuluğuna oturtarak hıçkıracağız.
f
“Kendim için şarkı söylemeyi sürdüreceğim; öünkü ne mutlu
bana ki hâlâ pişmanlık sözcüğünün ne anlama geldiğini
biliyorum.”
VII
Diriliğimiz, su yangını tebessümlerimizin ucuna iliştirilmiş ateşe üryan yan(gın)ımız; Uhdud. Kurşuni ağıtlarla ödeşmeyi bili, ölüme öğrab gözlerimiz. Bu görücü usulü ezber ölümlerin müsveddesi yüzüne okunmamış sevginin hantal bakışlarının ıslahı; tırpan sallayan bileğin emeğinde dokunur mısrası, kalemin çığlığının. Dizginleri kopar yumruklarımızın, aşktan bihaber sokakların alnına.
g
“Biz meydanların aşka tercümelediğimizde; yumruklarımızda
sağalan hıncımızdır, çocuklarımızın adı.”
VIII
Ben değilim hüznün astarındaki suç; işportacı ağzına yakışan yalvarışları, o sevdanın mukaddimesi kılan. Her aşk, ateşin kanununu çalar; düştüğü yeri yağmalar ve avazımız en iyi fondur bakışlarımıza. Yanağımıza çarpan ağlamaklığımızla biz, kopardığımız gül kadar ömürlü gülümseyişimizle kapanmaz tırnak işaretleriyiz hayatın.
ğ
“Hiçbir kelimenin bu harfle başlamadığı yalandır. Ne giydiysek
yakışmadı bize çıplaklıktan başka.”
IX
Sen öyle dur çerçevesiz gülümseyişinle, hüznü gözlerine tak ve ölümse!..
Gonca ÖZDEN
“Can çekişen aşkları da vurmalı”
I
Ebemgümeci zamanlarında çocukluk, damağımızda bir tattı. Seyisin tayını dörtnala koyuvermesini andıran muhteşem gözlerinin o bitimsiz yelesine takılan anlam; ele avuca sığmaz, uslanmazdı.
Susmayı kuşanan bir yalandı; sevmek. Tüm dillerde asla evcilleşmeyen, hep acıya çalan bir anlamdı bu. Kalemin ziftlendiği a. G. E. Dipnotunda sen vardırn. Ve sevgi dilenciliğinden terfi edilmiş gibiydi avuçlarımız. Bu yüzden, bir insanı tanımanın riskini taşıyor sürekli, yalnızlığı ellerimizin.
a
“Sırılsıklam bir suoku. Ancak bir dostun dosta gelmesi gibi
teklifsiz gözlerimiz. Yağmur ölümün parantezi. Dizboyu
ıslanıyorum.”
II
Kıraç bir irkilmedir, kokan dilin sürgününde aşka direnen parmaklarımızda fısıldaşan. Ateşböceği şiiri takılır sesimizin gelincik tonuna.
b
“Sen katılaştıkça eriyorum ve anlıyorum dil iklimimizin bir
olmadığını. Hüznün en mahrem yerlerinde gözlerim.”
III
Eylül gibi oturdu hüzün köşemize. Erguvan rengi vururdu o mahfuz ellerimizin çocuksu çatlaklığını. Alnımız vakur bir sancının çizgisinde ürperirdi. Ürperirdi “Büyüyünce unutulmayanı” öğütleyen yaşımızın ve yenilmenin gürbüz sabisi. Nasıl da ölüm tadındadır minyatür sevgiler.”
c
“Bismillah çekerek okuyoruz gözlerimizi.. Hayatımız hüzne
katık; bir dostun dönüşüne saklanmış ellerimiz vardır. Bildim ki,
öldüysem bir köpüktü kalan avuçlarımızda.”
IV
Aşkı konuşan cesarettir soluk alışlarımız. Gözbebeklerinin dipnotunda susan hep o çığlık; bizim savurgan hüznümüzde parçalanarak büyüyen. Lirik bir ödeşmedir, yüreklerimizde artıklaşan ödünç yitikliğimiz.
Gözyaşları, tenhalarda boy veren şöhret; biliyorum suru geciktiren senin nefesin.
Zaman her gün yeniden doğurur kendini, yıllanmış çocuk, ilk ustam, ilk yanılgım.
Bir sürgüne saldım ellerimde biten, dağların ardınca yağmalanan nef-i ebed... Bir daha dönmemeyi azdıran şehir istasyonları; ayrılığın kokusuna sinen radyasyon. “Bütün sevmeler kör” diyor oradan geçen biri!
d
“Hayatın alt alta, üst üste, yan yana değişmez toplamıydın; seni
sağlamayan sonuç yanıltırdı iki kere ikinin dörtlük saltanatını.”
Sevmek, ölümün sırtından gelişinin kolaylığıdır.”
V
Bir sonbahar süretinde yaşanan hüznün özleme çalan o mayhoş canhıraşlığında, yokluğun bir gece kapının eşiğine sessiz inen kışın sertliği kadar beklendik ama habersiz tıkırtısında, kapımı ardına kadar kilitliyorum.
e
“Gözyaşı, seninle aramda kurulan son cümle ve tek lisan.
Gözlerim şahitliğini bozmaz imlâsız sevmenin.”
VI
Senin bana erken benim sana geç kaldığım bu sebebi doğum günü artığı büyümüşlük hissiyle; takvimini yolarken ölüme yakınlaştıran sevginin olgunluğunda; bu iç çekişen yüzüne ölü toprağı atmaktır en iyi oyun. Ses tonlarımızın kavına vuran yüreğimizin çıplaklığını streleyen hasır bekleyişleri; oyunun hangi perdesinde taşları eteğimizden atıp, seyircilere karşı ağlayacağız. Suflörümüzün bir sayfa atladığını ve ezbere yaşayamayacağımızı ne zaman itiraflarımızın en saf çocuksuluğuna oturtarak hıçkıracağız.
f
“Kendim için şarkı söylemeyi sürdüreceğim; öünkü ne mutlu
bana ki hâlâ pişmanlık sözcüğünün ne anlama geldiğini
biliyorum.”
VII
Diriliğimiz, su yangını tebessümlerimizin ucuna iliştirilmiş ateşe üryan yan(gın)ımız; Uhdud. Kurşuni ağıtlarla ödeşmeyi bili, ölüme öğrab gözlerimiz. Bu görücü usulü ezber ölümlerin müsveddesi yüzüne okunmamış sevginin hantal bakışlarının ıslahı; tırpan sallayan bileğin emeğinde dokunur mısrası, kalemin çığlığının. Dizginleri kopar yumruklarımızın, aşktan bihaber sokakların alnına.
g
“Biz meydanların aşka tercümelediğimizde; yumruklarımızda
sağalan hıncımızdır, çocuklarımızın adı.”
VIII
Ben değilim hüznün astarındaki suç; işportacı ağzına yakışan yalvarışları, o sevdanın mukaddimesi kılan. Her aşk, ateşin kanununu çalar; düştüğü yeri yağmalar ve avazımız en iyi fondur bakışlarımıza. Yanağımıza çarpan ağlamaklığımızla biz, kopardığımız gül kadar ömürlü gülümseyişimizle kapanmaz tırnak işaretleriyiz hayatın.
ğ
“Hiçbir kelimenin bu harfle başlamadığı yalandır. Ne giydiysek
yakışmadı bize çıplaklıktan başka.”
IX
Sen öyle dur çerçevesiz gülümseyişinle, hüznü gözlerine tak ve ölümse!..
Gonca ÖZDEN